İran şeker hastalarının ayaklarında çıkan yaraların tedavisi için bitkisel bir ilaç geliştirdi.
İran Sağlık Bakanı Kamran Bakıri Lenkerani, şeker hastalarının ayaklarında çıkan yaraların tedavisi için bitkisel bir ilaç geliştirdiklerini söyledi.
Lenkerani, yeni ilacın tanıtımı için İmam Humeyni Hastanesinde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘İranlı bilim adamlarının 7 yıllık çalışma sonucunda, dünyada ilk kez, şeker hastalarının ayaklarındaki yaraların tedavisinde kullanılan Anjipars adlı bitkisel bir ilaç geliştirdiklerini’ bildirdi.
‘Genç bilim adamlarımızla gurur duyuyoruz’ diyen Lenkerani, geliştirilen ilacı önce iç, daha sonra da dünya piyasasına sunacaklarını kaydetti.
İran Sağlık Bakanı, yeni ilacın sadece şeker hastalarında oluşan yaralar için geliştirildiğini, ancak vücutta oluşan diğer yaraların tedavisinde de kullanılabileceğini söyledi.
Şeker hastalığının bütün dünyada olduğu gibi İran’da da arttığını kaydeden Lenkerani, hastalığın ilerlemesi durumunda ayaklarda yaralar çıktığını, daha da ilerlemesi durumunda ayağın kesilmesinin söz konusu olduğunu anlattı.
İran’da yaklaşık 3 milyon şeker hastası bulunduğunu bildiren Lenkerani, bunlardan yılda 500 bininin ayağında yara çıkma tehlikesi bulunduğunu, 75 bin kişinin ayağında yara çıktığını, 10 bin şeker hastasının ise bu yüzden ayağının kesildiğini kaydetti.
Lenkerani, dünya genelinde ise yılda yaklaşık bir milyon kişinin şeker hastalığı yüzünden ayağını kaybettiğini belirtti.
Dünyada yaklaşık 150 milyon şeker hastası bulunduğu, bu sayının 2025 yılında 300 milyonu geçeceği ifade ediliyor.
ROMATİZMA İLACI HASTALARIN UNUTKANLIĞINI YOK ETTİ
Alzheimer hastaları için umut Romatizma ilacı, alzheimer hastalarının unutkanlığını kısa süre içinde yok etti.
The Independent gazetesinin haberine göre Kaliforniya Üniversitesi Nöroloji Araştırmaları Enstitüsü'nden bilim insanları 50 alzheimer hastasına Etanercept adlı sık kullanılan bir anti romatizmal ilaç enjekte etti. Hastalar tedaviye birkaç dakikada cevap verdi. Videoya alınan görüntülerde 82 yaşındaki Marvin Miller isimli hastaya ilaç enjekte edildikten sonra bir bilezikle kalem gösterilerek tanımlaması isteniyor. Hasta bunu başaramıyor. Fakat beş dakika sonra yıllardır tanımadığı karısını tanıyıp onu kucaklıyor. Miller'in eşi ilaç enjekte edildikten dört hafta sonra kocasının günün yüzde 90'ında mantıklı hareket ettiğini, tedaviden önce asla böyle davranmadığını belirtiyor.
Uzmanlar yine de biraz mesafeli: Şu ana kadar az kişide deneme yapıldığı konusunda uyarıyor ve henüz plaseboyla 'sağlama' yapılmadığını belirtiyorlar.
Düşünme, hatırlama, anlamada gelişme
Etanercept yeni bir ilaç değil fakat bu türden bir başarısı ilk kez tespit ediliyor. İlaç, kafatasının hemen altındaki boyun bölgesi omurgasından bel kemiği kolonuna doğru enjekte ediliyor. Sonra hastadan başını eğerek ilacın beyne doğru gitmesini sağlaması isteniyor. Etanercept, romatizma tedavisinde acıya ve iltihaplanmaya neden olan TNF adlı kimyasalı önlemeyi sağlıyor. TNF'nin beyinde de iltihaplanmaya yol açabileceği, ilacın bunu önleyerek beynin normal aktivitesini yapmasını sağladığı düşünülüyor.
Ekipten Prof. Edward Tobinick, "Hastaların düşünme, olayları hatırlama ve kelimeleri anlamalarında çok önemli gelişmeler gördük. Yürüyüşleri bozulan hastaların yürümelerinde de önemli gelişmeler oldu" diyor. İlaç enjekte edildikten sonra olumlu etkileri her hafta artıyor, üç ay sonunda istenilen tüm etkileri gösteriyor. ABD Alzheimer Derneği ise çalışmadan Ocak 2008'de haberdar olduklarını ancak şüpheci yaklaştıklarını söylüyor. Dernek video görüntülerini izledikten sonraysa artık ilacı deneme vaktinin geldiğini düşündüklerini belirtiyor. 13.Nisan.2008 10:16:20
Unutkanlıktan kurtulmak ve sigarayı bırakmak için...
Lavantanın hepatit hastalarına, brokolinin de prostata iyi geldiğini dünyaya açıklayan Prof. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun derin araştırmaları ve etkili tedavi yöntemleri var. Sizler için dünyaca ünlü Prof. Saraçoğlu'ndan en çok karşılaşılan sorunlar ve çarelerini derledik.
Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, kimya eğitimini tamamladıktan sonra Avusturya Graz Teknik Üniversitesi'nde doktora yaptı. Aynı üniversitenin biyoteknoloji ve mikrobiyoloji kürsüsünde asistan olarak çalıştı. 1994-1996 yıllarında Viyana Teknik Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapan Prof. Dr. Saraçoğlu, bitkilerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik araştırmalarıyla bütün dünyada isim yaptı.
Bitkisel tedavi konusundaki araştırmalarını 'Bitkisel Sağlık Rehberi' adıyla kitaplaştıran Prof. Saraçoğlu'nun, birçok alanda yayınlanmış makale ve patentleri var. Prof. Saraçoğlu "Teknoloji günümüzde konfor olmaktan çıkmış ve kendimize çevirdiğimiz bir silah halini almıştır. Teknolojiden korunmanın yollarını arar olduk. İnsan doğaya, doğal ürünlere ve doğal yaşama kaçmaktadır" diyor. İşte Prof. Saraçoğlu'ndan önemli sorunlar ve reçeteler...
UNUTKANLIĞA VE ALZHEIMER’E KARŞI HAVUÇ SUYU
Üç ay boyunca her gün, akşam yemeğinden iki saat sonra taze sıkılmış bir bardak havuç suyu içilecektir. Üç ay tamamlandıktan sonra haftada en fazla 2-3 defa yine akşam yemeklerinden iki saat sonra bir bardak havuç suyu içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Havuç suyunu içtikten sonra üzerine başka bir şey tüketmemeye özen gösterilmelidir. Her gün akşam taze olarak hazırlanması ve fazla bekletilmeden tüketilmesi gerekir. Birkaç günlük hazırlayıp, buzdolabında saklamayınız.
HER GÜN TAZE HAZIRLAYIN
Bu uygulama aynı zamanda akciğer- ve deri kanserine ve de kalp krizine karşı da bir önleyicidir. Kür 1 ile havucun yukarıda bahsedilen diğer bütün özelliklerinden istifade ediyorsunuz demektir. Piyasada satılan hazır havuç suları bu amaç için kullanıldığı taktirde başarı oranı hemen hemen %70 oranında azalabilmektedir. Bu nedenle havuç suyunu mutfağınızda kendiniz taze olarak hazırlarsanız çok daha çabuk ve başarılı sonuç alırsınız.
AMAN DİKKAT!
Beta-karotenin deri ve cilt kanserini önlediği bilinmektedir. Bu nedenle bir grup Avusturalyalı bilim adamı, beta-karotenin bu gücünü ortaya koymak için klinik deney başlatmışlardır. Yapılan bu klinik deneylerin sonucunu, 21 Mayıs 2003 tarihinde, Journal of the National Cancer Institute Dergisinde açıkladılar. Bu araştırmanın sonuçları oldukça şaşırtıcıdır. Alkol veya sigara içenler betakaroten aldıkları taktirde bağırsak adenomlarında, bağırsak kanserinin ön basamak oluşumlarında en az iki misli artış gözlenmiştir.
Alkol ve sigara kullanmayan larda ise, tam aksine yüzde 44 azalma gözlenmiştir. Bu nedenle eğer alkol ve sigara kullanıyorsanız bu kürü uygulamayınız.Üç ay boyunca her gün, akşam yemeğinden iki saat sonra taze sıkılmış bir bardak havuç suyu içilecektir. Üç ay tamamlandıktan sonra haftada en fazla 2-3 defa yine akşam yemeklerinden iki saat sonra bir bardak havuç suyu içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Havuç suyunu içtikten sonra üzerine başka bir şey tüketmemeye özen gösterilmelidir. Her gün akşam taze olarak hazırlanması ve fazla bekletilmeden tüketilmesi gerekir. Birkaç günlük hazırlayıp, buzdolabında saklamayınız.
HER GÜN TAZE HAZIRLAYIN
Bu uygulama aynı zamanda akciğer- ve deri kanserine ve de kalp krizine karşı da bir önleyicidir. Kür 1 ile havucun yukarıda bahsedilen diğer bütün özelliklerinden istifade ediyorsunuz demektir. Piyasada satılan hazır havuç suları bu amaç için kullanıldığı taktirde başarı oranı hemen hemen %70 oranında azalabilmektedir. Bu nedenle havuç suyunu mutfağınızda kendiniz taze olarak hazırlarsanız çok daha çabuk ve başarılı sonuç alırsınız.
AMAN DİKKAT!
Beta-karotenin deri ve cilt kanserini önlediği bilinmektedir. Bu nedenle bir grup Avusturalyalı bilim adamı, beta-karotenin bu gücünü ortaya koymak için klinik deney başlatmışlardır. Yapılan bu klinik deneylerin sonucunu, 21 Mayıs 2003 tarihinde, Journal of the National Cancer Institute Dergisinde açıkladılar. Bu araştırmanın sonuçları oldukça şaşırtıcıdır. Alkol veya sigara içenler betakaroten aldıkları taktirde bağırsak adenomlarında, bağırsak kanserinin ön basamak oluşumlarında en az iki misli artış gözlenmiştir. Alkol ve sigara kullanmayan larda ise, tam aksine yüzde 44 azalma gözlenmiştir. Bu nedenle eğer alkol ve sigara kullanıyorsanız bu kürü uygulamayınız.
KABIZLIK iÇiN PORTAKAL YAPRAĞI
Şiddetli ve kronik kabızlık şikayeti olanlar için, mükemmel bir destekleyici kür. 9- 10 adet taze portakal yaprağı bir su bardağı suda 6 dakika hafif ateşte kaynatılır. 6'ncı dakikadan sonra ocaktan indirilir ve ılımaya bırakılır. Sabah kahvaltısından 1 saat sonra tamamı içilir. Bir hafta boyunca bir gün arayla her defasında taze hazırlayarak içilir ve kür sonlandırılır. Kabızlık şikayetinin durumuna göre haftada 2-3 defa tekrar edilebilir. Not: Kurutulmuş portakal yaprağının bu anlamda etkisi yoktur ve kullanılmamalıdır
SAÇ DÖKÜLMESiNE LAVANTA
Saç dökülmesine karşı uygulaması oldukça kolay olan bitkisel kür önermekteyim. Bu kürü evinizde kolaylıkla uygulayabilirsiniz. Lavantanın doğru türü en etkili olanıdır. Bir tutam (yaklaşık 5g) lavantayı 750 ml kaynamakta olan suya ilave ediniz. Yaklaşık 5 dakika yüksek sıcaklıkta (kaynama noktasına yakın) demleyiniz. Demleme tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz ve ılıkken süzünüz. Eğer, saçlarınız temiz ise demlediğiniz lavanta suyu ile saçlarınızı yıkayınız ve yarım saat etki ettiriniz.
Yarım saat etki ettirdikten sonra sadece suyla durulayınız. Eğer, saçlarınız kirli ve çok yağlanmış ise, önce sabun (tabii yeşil sabun) veya şampuanla yıkayınız. Sonra demlenmiş lavanta suyu ile yıkayarak, yarım saat etki ettiriniz. Daha sonra sadece su ile durulayınız. Saç dökülmesi durana kadar haftada bir-iki defa uygulanır. Saç dökülmesi durduktan sonra önleyici amaçlı olarak zaman zaman uygulanır. Eğer, saçlarınızda kepek var ise veya saçlarınıza parlaklık ve canlılık kazandırmak istiyorsanız, bunun için çözüm ısırgandır.
SiGARAYI BIRAKMA KÜRÜ
Sigara bıraktırma kürü için "Leontice leontopetalum" (Memleketimizde yöresel olarak birkaç değişik isim altında tanınan Leontice leontopetalum”un en çok kullanılan isimleri Arslanpençesi, Arslankulağı'dır) bitkisinin doğru türünün saplarını önermekteyim.
Bu kür kibrit çöpü uzunluğunda kesilmiş 50 adet bitki saplarıdır. Canınız her sigara istediğinde, bitki çöplerinden bir tanesi ağıza alınarak ucundan 2-3 cm kırılarak çiğnenir. Çiğnemeye başladıktan sonra sigaraya olan içme isteği yok olur. Çiğnediğiniz 2-3 cm uzunluğundaki çöpü tükürebilir veya yutabilirsiniz. Her sigara içme isteği geldiğinde aynı şekilde çöpten 2-3 cm çiğnenerek küre devam edilir.
ORGANLARA BİREBİR BENZİYORLAR!
7/8/2008 Karakter Boyutu:
Meyve ve sebzelerin insan vücudundaki organlara benzerlikleri ve yararları resimlerle anlatıldı! İşte İnsan vücudunda yer alan organlar ve benzeyen sebze-meyveler!
Havuç dilimi insan gözüne benzer.
Bilimsel araştırmalar havucun gözlerin kan akışını ve işlevini iyileştirdiğini göstermiştir.
Domateste kalpte olduğu gibi dört odacık vardır ve kırmızı renklidir. Bütün araştırmalar domatesin kalp ve kan için faydalı olduğunu göstermiştir.
Üzüm salkımı kalp şeklindedir, her bir üzüm tanesi kan hücresi gibi görünmektedir ve araştırmalar üzümün ciddi kalp ve kan canlandırıcı bir gıda olduğunu göstermiştir.
Ceviz küçük bir beyin görünümündedir. Ve beyin fonksiyonlar için faydalıdır.
Fasulye böbrek görünümündedir ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.
Sap kereviz, Çin lahanası ve Rhubarb (bizde yok) kemiklere benzer. Bu gıdalar kemikler için faydalıdır, sodyum oranları eşit ve %23 dür. Gıdanızda yeterli sodyom yok ise vücut kemiklerden çeker ve kemikler zayıflar. Bu gıdalar iskeletinize faydalıdır.
Patlıcan, avokado ve armut kadınların rahim ve serviks sağlığı ve fonksiyonlarını hedefler ve görünümleri bu organlara benzerler. Araştırmalar kadınların haftada bir avokado yemeleri halinde hormonları dengelediğini, istenmeyen doğum sonrası kilolarını azalttığını ve serviks kanserini önlediğini göstermiştir.
İncir tohum doludur ve ağaçta ikili olarak asılarak büyür. İncir sperm sayısını ve hareketliliğini arttırır ayrıca erkek kısırlığını önler.
Tatlı patatesin görünümü pankreasa benzer ve şeker hastalarının glisemik indeksini dengeler.
Zeytin yumurtalıkların sağlığına ve fonksiyonuna yardımcı olur.
Greyfurt, portakal ve diğer narenciye meyveleri kadın göğüsüne benzer ve bunların sağlığına ve lenfin hareketine yardımcı olur.
Soğan vücut hücreleri görünümündedir. Bütün vücut hücrelerinden atık maddelerin temizlenmesine yardım eder. Hatta gözlerin epitelyal katlarının yıkayan gözyaşlarına bile sebep olur..
Kanser tedavisinde mucize ilaç !
7/22/2008 Karakter Boyutu:
İngiltere'nin başkenti Londra'daki Royal Marsden Hastanesi bilim adamlarının, tedavisi mümkün olmayan ve çok saldırgan bir prostat kanseri türüne karşı etkili ilaç geliştirdikleri açıklandı.
Kanser tedavisi alanında 70 yılın en önemli gelişmelerinden biri olduğu belirtilen "Abiraterone" adlı ilaçla hastalığın halen uygulanan kemoterapilere karşı dirençli ve öldürücü türünde yüzde 80'e varan tedavi imkanının ortaya çıktığı ifade edildi.
İlacın kanseri geliştiren hormonları bloke ederek sonuç verdiğine dair açıklamaları değerlendiren İngiltere Kanser Araştırmaları Enstitüsü de ilacın 2-3 yıl içinde tablet olarak piyasaya çıkabileceğini bildirdi.
İlacın halen bütün dünyadaki değişik kliniklerde yatan 1200 hasta üzerinde denenmekte olduğu, bu yılın ilerki aylarında klinik denemelerin ilerki aşamalarına geçileceği belirtildi.
İngiltere'de yılda ortalama 35 bin erkeğin yakalandığı, 10 bininin hayatını kaybettiği prostat kanserinin saldırgan ve ölümcül türüne
yakalanan hastaların kemoterapinin ardından ortalama ömür beklentileri 18 ay oluyor.
Abiraterone, vücuttaki tüm hormon üretimini engelleyerek etki ediyor.
Klinik deneylere katılan hastalarda kanserli tümörün küçüldüğü ve prostat kanserine has antijen PSA'nın düştüğü gözlendi. Hastaların yaşam kalitesinde artış, hastalığın kemiklere sıçraması sonucu oluşan ağrılarda önemli azalma kaydedildi. Ancak hastaların yaşam süresinin ne kadar uzadığı ilerleyen aşamada ortaya çıkacak.
Bu arada araştırmaları yürüten ekibin başkanı Dr. Johann de Bono, bulgularının doğrulanması için daha geniş klinik deneylere ihtiyaç
bulunduğunu bildirdi.
Bilim çevreleri de sonuçların umut verici göründüğünü, ancak kesin karar varmak için daha geniş denemelere ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.
AA
OBSESİF KOMPÜLSİF BOZUKLUK
Kimi sürekli elini yıkıyor, kimi apartman katlarını saymadan kendini alamıyor. Kimi de abdestinin bozulduğu endişesiyle tekrar tekrar abdest alıyor. Anlayacağınız, ekonomik ve sosyal sorunlara kafayı takmanın yanında ‘takıntı’ hastalığımız da var.
Dış kapının kilitli olup olmadığını, ütünün fişini çekip çekmediğini, ocağın altını kapatıp kapatmadığını bir iki kez kontrol eden ve aklına kötü bir düşünce geldiğinde bu düşünceden kurtulmak için tahtalara vuran kişilere sıkça rastlarız. Böyle davranışları olan herkes hasta kabul edilmiyor elbette.
Hastalıktan söz edilebilmesi için takıntılı düşüncelerin ve bunların sebep olduğu kaygıyı gidermeye yönelik davranışların aşırı derecede olması, kişinin hayatını ciddi anlamda etkilemesi gerekiyor. Nasıl mı? Temizlik kaygısıyla günün büyük bölümünü banyoda geçirenler, eşyaların yamuk durmasından rahatsızlık duyanlar, kaldırım taşlarındaki çizgilere basmadan yürüyemeyenler, konuşurken ağzımdan kötü bir söz çıkar mı diye çekinenler, dünya ve evrenin yaratılışı hakkında ardı arkası kesilmeyen sorular sormaktan kendini alamayanlar...
Günde iki kalıp sabun
Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Orhan Öztürk, kişilerin tekrar tekrar aynı şeyleri yapmasına sebep olan bu hastalığın tıbben obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) şeklinde adlandırıldığını söylüyor. Hastalığın “saplantı (takıntı) ve zorlantı” olmak üzere iki ana belirtisi olduğunu anlatan Öztürk, takıntıyı, “irade dışı olan, bireyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile kovulamayan düşünceler” olarak tanımlıyor. Zorlantıyı ise şöyle tarif ediyor: “Kişinin aklına gelen bu düşüncelerinden kurtulmak için yaptığı ve sık sık yinelediği davranışlardır. Örneğin temiz olduğunu bildiği halde kişinin, bir şeye dokunduğunda elinin kirlendiğini düşünmesi takıntı. Böyle düşünerek elini tutkulu bir şekilde tekrar tekrar yıkaması ise zorlantıdır.”
Öztürk, bazı hastaların günde bir iki kalıp sabunu bile bitirebildiğine, hatta çok yıkamaktan ellerinin yara olduğuna dikkat çekiyor. İnsanda, sadece temizliğe yönelik takıntılar bulunmuyor. Başkalarına, özellikle de yakınlarına zarar verebileceği düşüncesi, kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey gelebileceği endişesi, bir şeyi yanlış ya da eksik yapmaktan şüphe etme, rahatsız edici dinî düşünceler gibi birçok takıntı şekli sıralanıyor. Takıntılar (obsesyonlar), kişide bunaltı meydana getirirken, zorlantılar (kompulsif) bunaltıyı kısa bir süre de olsa geçiriyor. Bazen de bu tür davranışlar, günün büyük bir bölümünü olumsuz etkiliyor; iş-okul başarısını düşürebiliyor, sosyal ilişkileri bozabiliyor.
Her 30 kişiden biri saplantılı
Halk arasında vesvese, evham gibi bildiğimiz şeylerin dışında gelişen ve batıl inançlardan farklı olan bu tip davranışları gösteren kişi sayısının gün geçtikçe arttığı da vurgulanıyor. Genel olarak toplumda her 30 kişiden birinde OKB görülebiliyor. Türkiye Ruh Sağlığı profili araştırmasına göre, 12 aylık bir süre içerisinde sağlık ocaklarına başvuran hastalar arasında toplam ‘takıntı-zorlantı’ hastalığı oranı binde 5. Bunun, binde 6’sını kadınlar, binde 2’sini ise erkekler oluşturuyor. Yani, kadınlar risk grubunda.
Diğer yandan, kişilerin yaşadıkları durumu bir hastalık olarak görmemeleri ya da yoğun sıkıntı ve bunaltı uyandıran obsesif düşünceleri saçma, anlamsız, bazen de utanç verici bulmaları ve doktora açılmaktan çekinmeleri, vakaların görülme sıklığının daha fazla olabileceği tahminlerini beraberinde getiriyor.
Düşünün ama yapmayın
Özel Fatih Üniversitesi Hastanesi Psikayatri Uzmanı Dr. Gökçe Silsüpür toplumda bu hastalığın hayli yaygın olduğunu ifade ederken bu sıklığın kendilerine gelen hasta sayısından daha fazla olduğu gerçeğini yineliyor: “Çünkü, bu hastaların çoğu doktora gitmeyi pek tercih etmiyor, uzunca bir süre bu düşünce ve davranışlarının saçma olduğuna inanıyor. Rahatsızlıktır ve tedavi edilebilir düşüncesini taşımıyorlar. Tuhaf buldukları hareketlerinin, yalnızca kendilerinin başına gelmiş bir durum olduğunu zannediyor ve bunu biriyle paylaşmak onlara pek kolay gelmiyor.”
Psikiyatrik bir rahatsızlığa sahip olmayı kabullenmeme düşüncesinin de bunda etkili olduğunu belirten Silsüpür, kişilerin ‘düşündüğü veya aklından geçirdiği şeyleri yapmış gibi hissediyor olmasını’ da buna ekliyor. “Bu tip hastalar, düşüncelerinden dolayı yadırganıp yargılanacağını, suçlanacağını ve ayıplanacağını düşündükleri için doktora gelmiyor.” diyen Silsüpür, hastalara “Düşünmekten korkmayın. Düşünmek yapmak anlamına gelmez.” çağrısında bulunuyor.
Psikoterapi önemli
Psikiyatrik hastalıklar arasında yer alan ve bazı uzmanlara göre, ‘en acı veren psikiyatrik rahatsızlık’ olarak ifade edilen takıntı hastalığı, yaşamın her döneminde kişilerin karşısına çıkabiliyor. Kişi tarafından tanımlanmadıkça hastalığın, muayenelerde tanınması hemen hemen imkansız görülüyor. İşte bu noktada, hastalarla yaşayan kişilere çok iş düşüyor. Uzmanlar, hasta yakınlarını, ‘belirtilerin saçma-anlamsız olduğunu ifade ederek ikna yoluna gitmenin’ sakıncaları konusunda uyarıyor.
Ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Kemal Şahin, “Hastalar, zaten bu düşünce ve davranışın saçma olduğunu biliyor. Davranış tedavisinde amaç takıntılı düşünceleri ortadan kaldırmak değil, hastanın bu düşüncelerine barışık yaşamasını sağlamak.” diyor. Şahin, bir de örnek veriyor: “Çöp bidonunun yanından geçerken eline kir bulaştığını düşünerek defalarca elini yıkayan bir hastaya ‘hayır kir bulaşmadı’ demek yerine ‘eline kir bulaşıp bulaşmadığına karar vermek için çaba harcamalısın, kir bulaştığını kabul etsen bile elini tekrar tekrar yıkamamak için direnmelisin’ düşüncesinin aşılanması gerekir.”
Prof. Dr. M. Orhan Öztürk ise bu hastalığın kişiye acı veren inatçı, zor bir rahatsızlık olduğunu belirtiyor. Tedavisi için uzun ve sürekli bir mücadele gerektiğinin altını çizerken de ekliyor: “Yalnızca ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılırsa çok da olumlu sonuç vermeyebilir. İlaçlarla birlikte hastanın psikoterapi görmesi gerekiyor. İlacı bıraktıktan sonra hastalık yineleyebilir; o yüzden psikoterapi bu hastalık için oldukça önem taşıyor.” Yine, Öztürk’e göre, tedavide iyi gelen şeylerden biri de “meşgul olmak” çünkü bu tür takıntılar boş zamanlarında daha çok geliyor. Kişi, meşgul olduğunda bu takıntılar daha da azalıyor.
İnce eleyip sık dokuyan, kılı kırk yaranlar dikkat!
Saplantı-zorlantı bozukluğu daha çok küçük yaşlarda başlıyor; ancak 18-25 yaşlarında yoğunlaşıyor. OKB hastalığının bilinen tek bir nedeni yok. Kesin bilinmemekle birlikte hem biyolojik hem de psikolojik nedenleri olabileceği söyleniyor. OKB’ye yol açan bir gen bulunamamış ama hastalığın sık görülüyor olması genetik yatkınlığı akla getiriyor. Beyinde kimyasal haberci görevi üstlenen serotonin seviyesinde düşmenin bu hastalığa neden olduğu belirtiliyor.
Sorumluluk duygusu yüksek olan, çabuk endişeye kapılan, gergin, içe dönük, karamsar, aşırı titiz, mükemmeliyetçi, kontrollü, kuralcı, ayrıntıcı ve kusursuzluk arayan kişilik yapısındakilerde daha fazla görülebiliyor. Prof. Dr.M.Orhan Öztürk, hastaları en iyi ‘ince eleyip sık dokumak’, ‘kılı kırk yarmak’, ‘dipsiz kiler, boş ambar’ deyimlerinin anlattığını aktarıyor.
Ebeveyn faktörü
Ankara Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi Zeynep Çevikoğlu, bu hastalıktan mustarip olanlardan. Bir değil birçok takıntısı var. Ellerini sürekli yıkıyor, yamuk duran eşyalar onu rahatsız ediyor, kaldırım çizgilerine basmadan yürüyor... Eğer bu tür takıntılarını yerine getirmezse büyük bir bunaltı hissediyor. Zeynep, bu tür takıntılarının genetik olduğunu düşünüyor, bu takıntıların çoğu ve daha fazlası annesinde de görülüyor çünkü.
Temizlik takıntısından dolayı ders çalışırken her 5 dakikada bir elini yüzünü yıkayan Çevikoğlu, “Bu durumumdan rahatsızım ama hiç doktora gitmedim, kendi kendimin psikoloğu olmaya çalışıyorum” diyor. Dr. Kemal Şahin’in “Ebeveynler bir davranışı devamlı yaparlarsa bir müddet sonra çocuk da aynı davranışı uygular, çünkü bu tür davranışlar öğrenilmiş davranışlardır.” izahı, bu açıdan önemli olsa gerek.
Bu bilgiler ışığında takıntılarınızı gözden geçirin isterseniz. Ama, takıntı haline getirmeden...
”
İŞTE BİRÇOK TAKINTIMIZ
Temizlik: Saatlerce el yıkamak, banyo yapmak veya tekrar tekrar ev temizlemek.
Tekrarlama: Takıntılı düşünce ile oluşan sıkıntıyı gidermek için tekrarlayan davranışta bulunmak veya akıldan başka düşünceler geçirmek. Yakınlarının başına kötü birşey gelebileceğini düşünen bir hasta bunun olmaması için halen yapmakta olduğu davranışı ikinci kez yaparak bu düşünceden kurtulabilir.
Kontrol etme: Evine bir şey olacak veya yangın çıkacak korkusu ile kapıyı veya tüpün kapalı olup olmadığını tekrar tekrar kontrol etmek.
Biriktirme: İşe yaramayan birçok eşyayı biriktirmek. Örneğin bazı kişilerde yeterli yeri olmadığı halde gazeteler, boş kavanozlar veya konserve kutuları gibi işe yaramayan şeyleri atamama davranışı görülebilir. Hatta son birkaç yıl içerisinde gazetelere yansıyan çöplük evler buna en güzel örnek olarak değerlendiriliyor.
Sayma: Yolda yürürken kaldırım taşlarını saymak ve araba plakalarını okumak, günlük işleri yaparken belli sayılarda tekrar etmek. Kazağını üç kere giyip çıkarmak veya aynı yere beş kere gitmemek.
Tamamlama: Bu hastalar ise davranışı mükemmel olana kadar tekrar tekrar yaparlar. Örneğin kirlilik takıntısı olan bazı hastalar önce musluğu, lavaboyu ve sabunu yıkar (genelde belli sayıda), daha sonra elini belli sayıda yıkar ve sonra aynı işlemi tekrarlar.
Aşırı tertipli ve düzenli olma: Örneğin çalışma odasında her şeyin simetrik durması veya masanın üstündeki her şeyin belirli bir sıra ile dizilmesi gibi.
ÇOCUĞUMU ÖPERSEM BAŞINA BİŞEY GELİR Mİ?
Dr. Kemal Şahin, tedavi için gelen hastalarının ilginç takıntılarını şöyle anlatıyor:
“40 yaşlarında bir hastamız, televizyon izlerken tv kumandasını sert bir şekilde bırakırsa başına kötü bir şey geleceğini düşünüyor. Eğer, kumandayı elinden kaydırarak bırakırsa içi rahatlıyor. Diğer bir hastamız, eve gittiği zaman çocuğunu öperse, o gün çocuğunun başına kötü bir şey geleceğini zannediyor ve kendisini öpmeye çalışan çocuğundan sürekli kaçıyor.”
Yatağımı cetvelle düzeltiyorum
Adını vermek istemeyen bir hasta takıntısını şöyle anlatıyor: “Aşırı derecede simetri takıntım var. Yatağımı cetvelle ölçerek düzeltiyorum. Eğer isteğim ölçüde olmazsa çok büyük rahatsızlık ve huzursuzluk hissediyorum. Bu yüzden çoğu zaman okula geç kalıyorum ama yapmadan da kendimi alamıyorum
HASTA YAKINLARINA DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?
Bu hastaların kendi hastalıkları konusunda genelde iç görüleri yoktur. Bu nedenle bu hastalarla yaşayan kişilere çok iş düşmektedir. Bu hastalığın aslında tedavi edilebilir olduğunu anlatmak ve doktora gelem konusunda bu hastaları ikne etmek genelde yakınlarına düşmektedir. Hastalığın tedavisi yorucudur ve hastayı oldukça gerginleştirir, bu dönemlerde hastanın yanında olmak ve destek vermek çok önemlidir. Belirtileri tartışarak düzeltmek mümkün değildir. Hastalar zaten bu düşünce ve davranışın saçma olduğunun farkındadır, onlarla bunu tartışarak üzerlerine gitmek hastanın sıkıntısını artırmaktan başka işe yaramaz. Bunun yerine onları anladığınızı ve yanlarında olduğunuzu belirterek destek olmak tedavinin seyri açısından oldukça olumludur. Davranış tedavisinde amaç takıntılı düşünceleri ortadan kaldırmak değil hastanın bu düşüncelerle barışık yaşamasını sağlamaktır. Örneğin çöp bidonunun yanından geçerken eline kir bulaştığını düşünerek defalarca elini yıkayan bir hastaya “hayır kir bulaşmadı” demek yerine “eline kir bulaşıp bulaşmadığına karar vermek için çaba harcamamalısın, kir bulaştığını kabul etsen bile elini tekrar tekrar yıkamamak için direnmelisin” düşüncesi aşılanır ve hastanın bunu başarması istenir. Bu nedenle hasta yakınlarının bu düşünceye uymayan yaklaşımları tedaviyi zora sokmaktan başka işe yaramaz. Bu tür yaklaşımlar OKB beliritlerinin artmasına sebep olabilir.
Aile içi sorunlar bu hastalığın sebebi olmaz ancak çoğu zaman hastalığın belirtileri aile içinde sorunlara neden olur. Bu hastalık pek çok hastalıktan daha fazla hasta yakınlarını rahatsız eder. Örneğin yıkanma obsesyonu olan bir hasta gün boyu banyoyu işgal ettiği için, hasta yakınları banyoyu kullanamaz hale gelebilir, veya dışarıdan kir bulaşacak diye obsesyonları olan bazı hastalar sadece kendileri değil ailenin diğer fertlerini de bazı davranışlar yapmaya zorlayabilirler (örneğin dışarıdan gelir gelmez soyunup banyo yapmak gibi). Bu nedenle tedaviye gelindiğinde çoğu zaman hasta yakınları da hastalar gibi yorgun ve tükenmiştir. Yakınları OKB tedavisi gören kişilerin zaman zaman tedaviyi yapan doktoru ziyaret ederek tedavinin seyri konusunda bilgilendirmesi ve ne yapacakları konusunda bilgi alması oldukça faydalıdır.
NOT : ALINTIDIR
9 Yaşında Bir Kız ve Prof.Dr.Ayhan SONGAR
Prof. Dr. Mustafa NUTKU
İstanbul’da bir hastanede, 9 yaşında bir kız... İsmi: Esra... Hastalığı: Kanser... Hastalığı vücuduna yayılmış... O hasta halinde ve ölümün soluğunu her geçen an gittikçe daha da yakınında hissederek hayat yürüyüşünün son durağına yaklaşırken, hasta yatağında uyanık olabildiği zamanlar, devamlı olarak kitap okuyormuş. Bir akşam, okuduğu kitaptan başını kaldırarak, annesine:
“ – Babamı çağırabilir misin, anne?” demiş.
Küçük kızının vücuduna yayılmış kanserle günden güne eriyişini görürken, ölüm habercisi bu hastalığın sevgili kızından ayrılık getireceğini bilerek, dünyadan o kesin ayrılığının acısına dayanabilmek bir yana, o ayrılık anının yakında muhakkak gelecek oluşunu düşünmenin büyük acısına dayanabilmenin bile kendisine çok zor geldiği annesi, kızının bu anî arzusu karşısında çekinerek sormuş: “ – Babanı çağırmamı niçin istiyorsun?”
Hasta kız, önce bunu açıklamak istememiş; bir an düşünmüş ve: “ – Çağırmasan da olur.. Hem çağırsan, gelinceye kadar belki geç olur..” sözleri üzerine annesinin merakı daha da artmış: “ – Babanı çağırmamı önce isteyip sonra niye vazgeçtin?” diye sorunca, kızı gayet sakin bir şekilde; “ – Anne, ben artık âhiret âlemine gidiyorum da.. onun için..” cevabını vermiş. Bu sözleri üzerine annesinin gözünden, artık tutamadığı gözyaşları boşanırken, kızı gene o çok sakin haliyle:
“ – Bak! Azrail (A.S.) beni almak için gelmiş; orada bekliyor..” diyerek odanın bir köşesini parmağıyla işaret etmiş. Annesi, kızından ayrılık vaktinin geldiğini anlayıp elleriyle yüzünü kapatarak hüngür-hüngür ağlarken, kızına gayr-i ihtiyarî sormadan da edememiş: “ – Azrail (A.S.) nasıl? Biraz tarif eder misin?” “ – Çok güzel…” demiş, küçük kız...
Daha sonra da, içinde bulunduğu o maneviyat âleminden dünya haline tekrar avdet etmiş gibi, annesinin o ardı-arkası kesilmeyen yüksek sesle ağlayışından rahatsız olmuş bir tavırla annesini, 9 yaşındaki çocukluğundan beklenemeyecek büyük bir kemal ve vekar haline girerek, tesellîye çalışmış: “ – Niye bu kadar çok ağlıyorsun ki, anne? İmanı olan ve imanıyla yaşayanlar için ölüm ve âhirete gitmek, korkulacak bir şey mi? Dünyada daha fazla yaşasaydım, dışarıdaki insanların ekseriyeti gibi, dinde lâkayt, ibadette ihmalkâr halde uzun bir dünya hayatım olsaydı, benim için daha iyi mi olacaktı? Öyle olmam seni daha çok mu sevindirecekti? “
Kızının, yaşının çok üstünde bir olgunlukla kendisine verdiği bu hakikat dersi karşısında, annesinin sanki birdenbire gözyaşı pınarları kurumuş; yüksek sesle ağlaması aniden durmuş..
Kanser hastası, kanser hastalığı vücuduna yayılmış olan 9 yaşındaki kız, annesiyle bu son konuşmasından sonra, yüksek sesle kelime-i şehadet getirmiş; daha sonra da, başı yavaşça sol tarafına düşerek ruhunu teslim etmiş.
Annesinin biraz evvel pınarları kurumuş gibi durmuş olan gözyaşları yeniden, fakat bu defa sessizce çağlamış.. O sırada, sevgili kızının artık ruhsuz olan bedeninin yanında, yatağında okuduğu son kitap ile bir kalem dikkatini çekmiş. 9 Yaşındaki kızının dünyadan âhirete giderken, kendisini fevkalade hayrete sevk eder derecede gösterdiği o çok yüksek ruh halinin sırrı, hasta yatağında son olarak altını da çizerek okuduğu o kitap sayfalarında kendini ilân ediyor gibiymiş. Kitap; “Hastalar Risalesi” ve altını çizerek okuduğu son bölümü de: “SEKİZİNCİ DEVA” imiş.
* * *
“SEKİZİNCİ DEVA
Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü’z-zünûb olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki: ‘Ermiş ağacı silkmekle, nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker.’
Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.
Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah’ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. ondan feryâd et.
Çünkü, bütün dünyanın mevcûdatıyla kalbin, rûhun ve nefsin alâkadardır. Mütemâdiyen firak ve zevâl ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bâhusus Âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden, âdeta, güya, yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var.
İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat’î ilaç ve kat’î şifa verici bir tiryak olan îmân ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve za’fın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.
Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürûrla doludur¸derecesine göre, îman kuvvetiyle hisseder. Bu îmândan gelen mânevî sürur ve şifâ ve lezzet altında, cüz’î, maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.”
* * *
Dr. Sadullah Nutku ve Prof. Dr. Ayhan Songar (her ikisine de Allah rahmet eylesin) bir uçak seyahatinde yan yana iki koltukta oturuyorlarmış.
O yolculuklarında ilk defa tanışıp görüşmelerinden önce, Dr. Sadullah Nutku, cebinden “Hastalar Risalesi”ni çıkarıp kendi kendine, sessizce okumağa başlamış. Yanında oturan Prof. Dr. Ayhan Songar göz ucuyla bu kitaba bakmış, çok alâkasını çekmiş; ardından, tanışmışlar. Yolculuklarının kalan kısmında Dr. Sadullah Nutku, kitabı yüksek sesle okumuş; Prof. Dr. Ayhan Songar da dikkatle dinlemiş ve o zamana kadar bilmediği Risale-i Nur Külliyatının, psikiyatri mütehassısı bir profesör olarak da kendisini çok ilgilendiren devalarından bazılarını dinlerken, bir ara kendini tutamayarak: “ – İnsan bu manevî devaları dinlerken, hasta olmayı temennî edeceği geliyor!” demiş.
Prof. Dr. Ayhan SONGAR, daha sonra ihtisası ile alâkalı olarak, kendisine muayene ve tedavi için gelen hastalarına ekseriya “Hastalar Risalesi”ni tavsiye etmiş.
* * *
Prof. Dr. Ayhan Songar da bir gün, Esra isimli 9 yaşındaki o küçük kız ve daha başka birçokları gibi kanser hastalığına yakalanmış. O da ecelle randevusuna doğru geri sayımının son günlerindeyken ve 9 yaşındaki o küçük kız gibi, vücuduna yayılmış olan kanser hastalığı ile hastanede yatarken, yanından hiç ayırmadan okuduğu ve vefatında da yatağında yanı başında duran kitap, 9 yaşındaki o küçük kızın ölüm döşeğindeyken okuduğu kitapmış; ilk defa bir uçak yolculuğunda yan yana otururken Dr. Sadullah Nutku’dan dinlediği ve daha sonra da, meşhur bir psikiyatri profesörü olarak o zamana kadar kendisine muayene ve tedavi için müracaat etmiş birçok hastasına tavsiye ettiği, manevî devalar hazinesi: “Hastalar Risalesi”…
'Müthiş karışım'ı yeniden keşfetti..
9/15/2008 Karakter Boyutu:
Edirne'nin ünlü Bademezmecisi Arslanzade uzun araştırmalar sonucu Osmanlı padişahlarının hekimlerine hazırlatarak kullandığı Tahinli Deva-i Misk ürününü piyasaya sürdü.
Osmanlı İmparatorluğu'na 92 yıl başkentlik yapan Edirne, kaybolan değerlerini bir bir ortaya çıkarıyor. Osmanlı İmparatorluğu Padişahlarının güçlerine güç katması için Edirneli helvacılar tarafından yapılan macunun formülü uzun süren çalışmaların ardından tekrar ortaya çıktı. Edirne'nin ünlü Bademezmecisi Arif Meriç, uzun süren araştırmalar sonucunda doğan Viagra denilebilecek macunu tekrar üretmeyi başardı.
Meriç, yaptığı macunu deneyenlerin macunu tekrar aldığını hatırlatırken, "Bu macunu hazırlarken Türkiye'nin bir çok ilinden doğal olarak getirilen baharatlar ve otları kullanıldı. Bunu yiyenlere güç veren bir macundur. Bu macun ayrıca bir çok hastalığa da iyi geliyor. Edirne'nin ünlü Deva-i Misk'i vardır. Bu macun isminden de anlaşıldığı gibi hastalıklara deva olan ve mis gibi kokan bir macundur. Hazırladığımız yeni macun da bu deva-i misk'in biraz daha değişiği" dedi.
Meriç, hazırladığı macunu yaklaşık bir ay yakınlarına denettiğini belirterek, "Macunu ilk piyasaya sürdüğüm günlerde Yunanlı bir çift gelerek benden değişik ürünler aldı. Bu sırada yeni macunumu da sordu. Bende padişahların güçlerine güç katmak ve sağlıklı yaşamak için bunu yediğini söyleyince bir tane denemek için aldı. Ertesi hafta çift gülerek geldi ve 15 kavanoz macun aldı" şeklinde konuştu.
İHA
R
320
Şeker hastalığını bitirecek buluş
08 Ekim 2008 01:40
Diyabet hastalarına umut veren gelişme. Harvard Üniversitesi’nde görevli Prof. Göhan Hotamışlıgil ve ekibi yeni bir hormon keşfetti.
Hormonu vücutta çalıştıracak formül bulunursa diyabet, şişmanlık ve bağlı hastalıklar belki de tarihe karışacak
Harvard Üniversitesi’nden gelen haber tüm dünyadaki milyonlarca diyabet hastası için umut oldu. Uluslararası alanda başarılı çalışmalarıyla ünlenen Türk bilim adamı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi, diyabet, karaciğer yağlanması ve metabolik hastalıkları durdurabilecek hatta tersine çevirebilecek yeni bir hormon keşfetti. Hormona ‘Likopin’ adı verildi.
Bu hormon, diyabetin, şeker metabolizması kadar yağ metabolizmasını da bozan bir hastalık olduğunun da belirlenmesini sağladı.
KARACİĞERE SİNYAL
Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve araştırma ekibi, deney farelerinde insülin ile eşdeğer etkilere sahip ve yağ asiti karakterinde olan bu yeni hormon türüyle yağlar ile diyabet arasındaki gizemli ilişkiyi de ortaya çıkardı.
Dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Cell’de yayımlanan makale ve beraberindeki yorumlara göre, Likopin’in keşfi diyabet ve şişmanlığın ve bunlara bağlı diğer hastalıkların çözümü için çok önemli bir aşama olarak görülüyor.
Prof. Dr. Hotamışlıgil, ilk başta söz konusu mekanizmanın arkasındaki maddenin bir protein ya da peptid hormonu olduğunu düşündüklerini ve uzun yıllardır bu maddeyi aradıklarını söyleyerek “Sonra bu maddenin yağ hücreleri tarafından kana salgılanan binlerce yağ asitinden biri olabileceğini fark ettik ve yağları taramaya başladık” diye konuştu.
Prof. Dr. Hotamışlıgil, “C16:1n7-palmitoleate” adı da verilen bu hormonun neler yapabildiğini “Likopin yağ dokusundan salındıktan sonra kasları ve karaciğeri etkiliyor. Kas dokusunda hücrenin insüline karşı hassasiyetini artırıyor, karaciğerde ise yağ toplanmasını engelliyor. Ayrıca metabolik hastalıklara sebep olan en önemli faktör inflamasyonu (iltihaplanma) da durduruyor” sözleriyle anlattı.
Gıdadaki yağ depolanmayacak
Prof. Dr. Hotamışlıgil ve araştırma ekibi deney hayvanları üzerinde yaptıkları araştırmalarda yeni hayvan modelinde gıdalardan alınan yağın depolanmadığını ve bunun yerine, yağ hücrelerinin kendi yağ moleküllerini geliştirdiğini gözlemledi. Yani vücutta üretilen bu yağ, palmitoleate yapımını tetikliyor ve bütün vücudun metabolizmasının sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlıyordu.
YAĞ HAKKINDA BİLDİĞİMİZ HER ŞEY DEĞİŞECEK
PROF. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, yağ hakkında bugüne kadar söylenenlerin aksine çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hotamışlıgil, yaygın kanının aksine vücutta üretilen yağın zararlı olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Hotamışlıgil şu bilgileri verdi:
VÜCUDUN YAĞI EN İYİSİ
“Evde yapılan yemek gibi, vücudun ürettiği yağın en iyisi olduğunu görüyoruz. Bu gözlemle, kanda her seviyesi yükselen yağın zararlı olduğu görüşünü kitaplardan çıkarmamız gerekecek.” Hotamışlıgil, şöyle devam etti: “Hücrelerin kendi ‘iyi’ yağını üretmesi için kimyasal yollarla teşvik edilebileceğine inanıyoruz ve mümkün olduğunu bu çalışmada gösterebildik. Bu yöntemler insana uygulanabilirse öngörülmemiş tedavi yaklaşımları geliştirilebilir. İnsanlarda bu hormonun düzeyleri ile metabolik hastalıklar arasındaki ilişkiyi inceliyor, maddenin etkilerini ölçmeye hazırlanıyoruz.”
Felç nedeniyle konuşamayan ve sağ kolunu oynatamayan İngiliz adamın beynine kök hücre dolu bir çay poşeti yerleştirildi...
Poşet iki hafta sonra çıkarılınca adam sağlığına kavuştu.
İngiliz Walter Bast (49), mucizevi bir tedaviyle yeniden sağlığına kavuştu. Doktorlar, geçirdiği felç nedeniyle konuşamayan ve sağ kolunu kullanamayan Walter'ın beynine kök hücre yerleştirmeyi düşündü. Bunun için içi kök hücre dolu bir çay poşeti hazırlayan ekip, poşeti beyne yerleştirdi. Sağ kolunu yeniden oynatmaya başlayan Walter, 2 hafta sonra konuşmaya başladı.
Walter'ın doktoru Prof. Thomas Brinker, “Amacımız zarar görmüş hücrelerin yeniden işlemesini sağlamaktı ve başarılı olduk. Bu yöntem 5 yıl sonra yaygın hale gelebilir. Böylece binlerce hasta iyileşebilir. Ameliyatın hiçbir yan etkisi yok” dedi.
Felç nedeniyle konuşamayan ve sağ kolunu oynatamayan İngiliz adamın beynine kök hücre dolu bir çay poşeti yerleştirildi. Poşet iki hafta sonrBu poşetten tıp devrimi cıktı
1) Hastalar zayıflamış kan hücreleri beynin içinde parçalandığında felç geçiriyor. Bunun sonucunda da konuşma ve kollarını kullanabilme yeteneğini yitiriyor.
2) Cerrah, hastanın kafatasında küçük bir boşluk açarak kanayan damarların kanamasını durduruyor. Beynin içinde hiçbir şekilde kan bırakmıyor.
3) İçinde milyonlarca kök hücre bulunan 2 santimetrekare boyutlarındaki çay torbası yerleştiriliyor.
4) Poşetler, beyin hücrelerinin ölmesini ve kendisini yenilemesini sağlayan CM1 adlı bir ilaç üretmeye programlı.
5) İki hafta sonra, çay poşetleri beyinden çıkarılıyor. Hasta konuşma ve kollarını kontrol edebilme yetenegini yeniden kazanıyor.
çıkarılınca adam sağlığına kavuştu.
Ekibimizden Uzm. Dr. Suat ARUSAN, yaklaşık 3 yıldır Manisa ETV Televizyonunda program yapmaktadır.
Programları her Cuma saat 20:30-23:15 arasında canlı yayınlanmaktadır. Programda şu ana kadar işlenen konulardan bazıları aşağıdadır.
İnternet üzerinde de canlı yayınlanmakta olan programı izleyebilmeniz için bu linki kullanabilirsiniz: http://www.etvmanisa.com
• Akupunktur
• Sülük Tedavisi
• Kristal Taş Tedavisi
• Sıcak Taş Tedavisi
• Aromaterapi
• Manual ve Vakum Terapi
• Bitkilerle Tedavi
• Bitkisel Tedavi Gören Hastaların Sunumu
• At’la Tedavi
• Enerji Terapileri
• Evrensel Sevgi Enerjisi
• Enerjinin İnsan Sağlığındaki Yeri
• Refleksoloji ve Manyetik Alan Tedavileri
• Hayvansal Ürünlerle Tedavi
• Yaşam Kalitemizi Nasıl Arttırabiliriz?
• Tıbbi Bitkiler
• Reenkarnasyon
• Soy Ağacımız ve Hastalıklar
• Renklerle Tedavi
• Dünyadaki Gelir Adaletsizliği
• Antioksidanlar ve Sağlığımız
• Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar
• Doğal Beslenmenin Ana Hatları
• Beslenmede Doğallık Tedavide Doğallık
• Hastalıkların Tek Bir Sebebi mi Var?
• Düşüncenin Gücü İle Metaller Nasıl Eğilir?
• Anlayarak Hızlı Okuma ve Hafızayı Güçlendirme Teknikleri
• Aile İletişimi ve Çocuk Eğitimi
• Hastalıkların Zihinsel Nedenleri, NLP Nedir?
• Depresyon Tedavisinde Bir Mucize: Kaynatılmış Kimyon Tedavisi
• NLP ile Öğrenmeyi Öğrenme ve Sınav Stresi
• Kuantum Düşünce Tekniği
• Rüyalarınız ve Siz
• Nomen est Omen: İsminiz Kaderinizdir
• İsimlerin Kozmik Anlamları
• Astroloji Nedir, Ne Değildir?
• Yediuyurlar Alaşehir’de mi?
• Niçin Hac, Niçin Kurban? (Hac’taki Ritüellerin Kozmik Anlamları)
• Anastas Mum Satsana (Türkçenin Sırları)
• Müziğin Bedenimize ve Ruhumuza Etkisi
• Toksinlerden Arınma
• Yoga ve Meditasyon
• Homeopati
• Güzel Konuşma ve Beden Dili
• Hiperaktif Çocuk Ne Demek?
• Numeroloji
• Doğum Tarihi ve Hastalıklarımız
• Doğum Tarihi ve Başarılı Olabileceğimiz Meslekler
• 19 Mayıs 1919 ve Anlamı
• Doç.Dr. Nusret Kaya ile Alt Beyin Takıntılarımız
• Bir Yaşam Gerçeği: Su (Alkali Su ve Asit Ortam)
• Tibet Ses Çanakları ile Müzikterapi
• Suyun Bilinmeyen Gücü ve Suyun Kodlanması
• Kımız Tedavisi
• Ebru Sanatı ve İnsan Psikolojisine Etkisi
• 3.Dünya Harbi Kapıda mı?