FIKRALAR
Dünya Türklere Kalacak
Dünyanın meşhur "think-tank"ları bir araya gelirler. Araştırma konuları önümüzdeki asırda dünyanın hakimi kim olacaktır. Dünya kime kalacaktır. Bilgisayara bütün ülkelerin nüfus yapısından, ekonomiye, eğitimden sağlığa ve siyasetten askeriyeye kadar bütün bilgiler yüklenir. Uzmanlar "Dünya kime kalacak" diye sorularını yazarlar ve "enter"e basarlar. 1 dakika sonra ekranda büyük harflerle cevap görünür:
"Dünya Türklere kalacak."
Uzmanlar şoktadır. En nihayet birisi şaşkınlıktan kurtulup, "neden" diye yazar ve "enter" e basar. Bilgisayardan hemen cevap gelir:
"Bütün milletler uzaya gidecek, böylece dünya Türklere kalacak."
Amerikalı Japon ve Türk
Bir Amerikalı, bir Japon ve Türk safari'ye çıkmışlar. Son teknolojik silahlarını da birbirlerine nazire yapmak için yanlarına almışlar. Derken uzakta bir aslan görünmüş. Amerikalı lazer tüfeğini doğrultmuş ve aslana ateş etmiş. Ama karavana. Hemen Japon uydudan yönlendirmeli tüfeğini doğrultup ateş etmiş. Fakat o da karavana. Aslan bizimkileri fark edince üzerlerine doğru gelmeye başlamış. Amerikalı ve Japon silahı bırakıp acı sonu beklemeye başlamışlar. Türk botlarını çıkarıp spor ayakkabılarını giymeye başlamış. Amerikalı sormuş : " Ne o, aslandan hızlı mı koşacaksın ? "
" Yoo, sizden hızlı koşsam yeter " ..
Ajanlar
Bir gün dünyanın Gizli servisleri arasında yarışma yapılacakmış CIA'den, KGB'den ve bizim MİT'ten de katılanlar olmuş. Yarışmaya katılanlara bir odaya girecekleri ve odadaki çuvala bir şekilde kendilerini paketleyecekleri söylenmiş Bütün yarışmacılar tamam deyip sırayla girmeye başlamışlar sırayla. İlk önce CIA'inki odaya girip paketlemiş kendini. Peşinden giren jüri üyesi çuvalı tekmelemiş ve çuvaldan: - Hav hav diye ses gelmiş. Jüri üyesi inandığını söyleyip odadan çıkmış. Arkadan KGB'ninki girmiş. Aynı şekilde kendini paketlemiş Jüri üyesi gene tekmelemiş çuvalı bu sefer: - Miyav Miyav, diye ses gelmiş Tamam demiş adam. Arkadan MIT'in ki girmiş aynı şekilde yapmış. Adam gene tekmelemiş: Ses yok bir kaç defa tekmelemiş, gene ses yok. Çuvalı duvarlara vurmaya başlamış en sonunda çuvaldan: - Patates ulan patates diye ses gelmiş.
Yasak!
Bir grup İngiliz, Amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir fırtına kopmuş.Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş.
Bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. 'Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi' demiş.
Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş.Kaptan merakla sormuş:
-Eee,noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur,daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı.Ne dedin onlara?
-Çok kolay.İngilizlere 'Sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar' dedim.
Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu için çok faydalı olduğunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da 'Denize girmek yasak! ' dedim.
A.4. Türk-Yabancı Fıkraları
Yasak!
Bir grup İngiliz, Amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir fırtına kopmuş.Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş.
Bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. 'Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi' demiş.
Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş.Kaptan merakla sormuş:
-Eee,noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur,daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı.Ne dedin onlara?
-Çok kolay.İngilizlere 'Sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar' dedim.
Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu için çok faydalı olduğunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da 'Denize girmek yasak! ' dedim.
B.1. Adamın Biri Fıkraları
Su Kabı
Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak şu ricada bulunur :
-Pek susadım, buralarda su bulamadım, lütfen bana bir bardak su verir misiniz?
Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak, kısa bir tereddütten sonra :
-İstersen ayran getireyim, der.
Adam bu teklifi teşekkürle kabul ettikten az sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.
Adam ayranı içtikten sonra çocuk :
-İstersen daha getireyim,der.
-Zahmet olur yavrum.
-Hayır, zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik!
Bunun üzerine, adam iğrenerek, elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır :
-Anne, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı!
Hasta Başında Katliam
Yaşlı Fred, hastaneye kaldırılmış. Ailesi, aile papazini da kendilerine eslik etmesi ve gereği halinde görevini yapması için çağırmış.
Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken, Fred'in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından yari doğrularak, el işaretleri ile yazacak bir şeyler istemiş.
Papaz, anlayışlı bir şekilde, Fred'e bir kağıt e bir kalem uzatmış. Fred titreyen ellerle hızlı hızlı kağıda bir şeyler yazıp kağıdı papaza uzatmış ve aniden ölmüş. Papaz, böyle acili bir anda kağıttakileri okumanın doğru olmayacağını düşünerek kağıdı cebine sokmuş.
Birkaç gün sonra, Fred'in cenazesi sırasında, Fred'in verdiği kağıdın cebinde olduğunu hatırlamış. Cenazenin gömülmesinden hemen önce, Papaz ileri çıkarak: "Sevgili Fred, ölmeden hemen önce benden kağıt isteyerek bir şeyler yazdı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakmadım fakat simdi, hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum" demiş ve cebinden kağıdı çıkararak yüksek sesle okumuş:
"Lütfen bir adim sola çekil. Oksijen hortumuma basıyorsun!"
İhtiyar Kızılderili
Film ekibi, sahra çölünün kızgın güneşi altında çekim yapmaktadır. Zor şartlar altında çalışırlarken, ihtiyar bir Kızılderili sete doğru yaklaşır ve yönetmenin yanına giderek şöyle der, "...Yağmur, yarın !" ve gider... Şaşıran yönetmen, ertesi gün yağan yağmuru hayretle izler. Bu sırada ihtiyar Kızılderili yine gelir, "..Fırtına, yarin!" der ve aniden uzaklaşır. Gerçekten de müthiş bir fırtına çıkar ve çölü birbirine katar. Yönetmen emreder, "Çabuk bana o Kızılderiliyi getirin! istediği parayı verin. O olmazsa biz bu filmi bitiremeyiz!". Adamlar, Kızılderiliyi bulur ancak yaslı apaçi bir turlu razı olmaz. En sonunda teklif edilen bir milyon doları reddedemez ve adamlarla birlikte kampa gelir. 1 ay boyunca, ihtiyar Kızılderili'nin söylediği her şey tutar, yağmur der yağmur, çöl fırtınası der, çöl fırtınası, kavurucu sıcak der, kavurucu sıcak...Yönetmen gayet memnun mesut durumda filmi çekmeye devam eder. Derken bir gün yaslı Kızılderili susar ve hiçbir şey söylemez. Yönetmen, 'nasıl olsa geçer' diye düşünerek bekler. 1 gün, 2 gün, 1 hafta, 1 ay derken yönetmenin sabrı tasar ve Kızılderili'yi bir kenara çekerek öfkeyle sorar, "Bana bak! sana bu is için dünyanın parasını ödedim! bir an önce marifetlerini göstermeye başlamazsan seni buradan atacağım!". Kızılderili omuzlarını silker, "..Radyo, kırıldı!"...
B.2. Adamın Biri Fıkraları
Aptal!
Hıdır ve Ökkeş deniz kenarına birkaç günlük tatil için gitmişler. Aksam olup bitkin düşünce daha önce kurdukları çadıra girip uykuya dalmışlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde Hıdır uyanmış ve Ökkeş'i uyandırmış.
- "Ökkeş Ökkeş uyan, bak bakalım gökyüzünde ne görüyorsun"
- "Ne mi, yüzlerce yıldız"
- "Bu ne anlama geliyor peki"
- "Meteorolojik açıdan bakıldığında dostum bu yarın havanın güzel olacağı; metafizik açıdan bakıldığında koçum, insanoğlunun evrende ne kadar küçük yer işgal ettiği; başka bir açıdan bakılınca yiğidim, dünyanın ne kadar yaşlı bir gezegen olduğu... anlamına geliyor. Peki senin için anlamı nedir?"
- "Ökkeş seni aptal, görmüyor musun çadırımızı çalmışlar!"
Gardırop
Bir evde yatak odasındaki gardırop bozuktur. Evin yanında bulunan istasyondan tren geçince gardırobun kapağı açılmakta ve ses çıkarmaktadır. Kadın kocasına sürekli bu derdi anlatmasına rağmen kocası konuyu önemsememiştir. Kafası bozulan kadın bir gün marangoz çağırır ve marangoza dolabı gösterir. O anda bir tren geçer ve gardırobun kapağı kendiliğinden açılır. Marangoz menteşelere, kilide bakar. Hanımefendi buradan gardırobunuzun nesi olduğunu anlayamadım. Şimdi ben içine gireyim ve siz kapağı kapatın, böylece ben içeriden bakarım belki böyle anlarım der. Marangoz içeri girer, kadın kapağı kapatır. O anda dış kapı çalar. Kadın kapıyı açar. Kadının kocası gelmiştir. Kocası doğru odasına gider ve üstünü çıkarıp asmak için gardırobu açar. Bir bakar ki gardıropta bir adam. Kızarak adama bağırır. "Ne işin var senin burada" der. Marangoz korkmuş bir vaziyette cevap verir. "Şey beyefendi ne desem ki, şimdi size burada tren bekliyorum desem inanır mısınız?"
Sert Kovboy
Bir kovboy çiftliğine dönmektedir.Bindiği atı yeni satın almıştır.Atın üstünde bir gün evvel evlendiği genç bir kadını da getirmektedir.Sel yatağı boyunca ilerlediklerinden, kötü bir rastlantı sonucu at kayar.
-Bir,der kovboy kısaca.
Ve on dakika sonra at yine bir yoldan sapma yapar.
-İki, der kovboy.
Biraz daha ileride, at bir engel karşısında, az kalsın dengesini kaybeder gibi olur, bu kez kovboy ne bir, ne iki der.Kadını attan indirir ve :
-Üç, der!
Ve bir tabancayla atı öldürür.
Genç evli kadın, dehşete düşmüştür.İtiraz etmekten kendini alıkoyamaz.
-Herşeye karşın, biraz sert, yapmamalıydın!
Ve kovboy sayar :
-Bir!
Ben Daha Yeni Geldim
Adamın birisi 3 katlı binadan aşağı düşmüş, yaralı vaziyette iken etraftakiler toplanarak büyük bir kalabalık oluşturmuşlar.o anda yoldan geçmekte olan yaşlı bir kadın; binadan düşen yaralı adama yaklaşarak; oğlum burada ucuzluk mu var diye sormuş, yaralı adam şaşkın bir vaziyette, "Teyzecim ben daha yeni geldim."
B.3. Adamın Biri Fıkraları
Sigara!
75 yaşlarında bir dede doktora gider, 3 ay önce muayene ettiği hastayı görünce doktor sevinir ve sorar. "Dede nasılsın ciğerlerin nasıl". "Pek iyi değil oğlum" der yaşlı dede. Bunun üzerine doktor dedeyi muayene eder ve sorar: "dede ben sana 3 paketten fazla sigara içme demedim`mi ? Bunun üzerine dede der ki "dediğin gibi üç paketten fazla içmiyorum fakat bu yaştan sonra sigaraya başlamakta zor oldu yani" !
Kazazede
Genç bir gazeteci bir trafik kazası haberi alır hemen olay yerine gider. Ahali kazazedenin başına toplanmıştır, kurnaz gazeteci bir kaç fotoğraf çekmek istemektedir. Fakat bu ahaliden dolayı kazazedenin başına gitmesi olanaksızdır. En sonunda aklına kurnazca bir fikir gelir. Yüksek sesle ağlayarak ve bağırarak: "Çekilin çekilin o benim babamdı, o benim hayatta en sevdiğim kişi idi" demeye başlar. Tabi ki halk bu -zavallı- çocuğa yol verir bu sırada gazeteci çocuk ne kadar akıllı olduğunu düşünmektedir. En sonunda kazazedenin başına gider fotoğraf makinesini hazırlar ve yerde ölü bir şekilde yatan eşeği görür!!!
Kıtlık
İki adam köşede karşılaşmış. Birisi çok şişman öbürüde çok zayıfmış. Şişman adam zayıfa dönerek: Seni görende kıtlık var sanır demiş. Zayıf adam da : Seni gören de kıtlığın sebebini anlar demiş.
İstediğim Gibi Vururum
Bir adam varmış yolda gidiyormuş ensesine şöyle okkalı cinsinden bir tokat yemiş, arkasına dönüp bakmış iri yarı bir adam. "Ne oldu? Neden bana vurdunuz?" demiş. Adam da: "seni bir arkadaşıma benzettim pardon" demiş. Diğeri: "Ama bu kadarda sert vurulmaz ki canım" demiş. Adam da: "sana ne arkadaşıma istediğim gibi vururum" demiş.
Bizimkini Dövüyorlar
Dul bir adamla dul bir kadın evlenirler. Bunların önceki evliliklerinden birer çocuğu vardır. Evlendikten sonra bir çocukları olur.
Çocuklar bir gün bahçede oynarlarken kavgaya tutuşurlar. Evin penceresinden durumu farkeden hanım eşine bağırır.
- Bey çabuk gel, çocuklar kavga ediyor.
Adam seslenir:
- Kimle kim kavga ediyor?
Kadın cevap verir:
- Seninki ile benimki bir olmuş bizimkini dövüyorlar.
Deve Gelmesin
Adamın biri evin etrafına ağaç dikiyormuş, oradan gecen birisi sormuş:
-Yıldırım bey ne yapıyorsunuz?
-Eve deve gelmesin diye ağaç dikiyorum.
-İyi de beyefendi burada deve yok ki..
-Eeeee arkadaş biz bu ağaçları boşuna mi diktik.
B.4. Adamın Biri Fıkraları
Halimiz Ne Olacak?
İki kişi karşılıklı sohbet ederlerken birisi dert yanmış :" Ah , ah halimiz ne olacak bilmem, bu çağda erkeklerle kadınları ayırt etmek mümkün olmuyor! Bu sırada yanlarından bir şahıs geçmiş; şikayet eden yanlarından geçen şahsı işaret ederek: "Bak şu gence! Saçları uzun olmasa erkek sanırdım vallahi" demiş. Karşıdaki biraz kırılgan:"Yahu o benim oğlum!" diyerek sitem etmiş ." Aaa, kusura bakmayın sizin onun babası olduğunuzu bilmiyordum, özür dilerim!" diyerek mahcubiyetini dile getirmiş. Karşısındaki sinirlenerek: "Vallahi hakaretin böylesini beklemezdim! Ben onun annesiyim!"
Eşek
Adamın birisi kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine gider. Fakat adamı evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerle "EŞEK" diye yazıp döner.
Bir kaç gün sonra o adamdan şöyle bir yazı alır:
- Bize gelmişsin. Kapıya attığın imzadan anladım.
Unutkanlık
Adam doktorun karşısındaki koltuğa oturdu.
- Durum çok kötü doktor bey, bir dakika önce olan her şeyi unutuveriyorum.
- Peki niçin hatırlamaya çalışmıyorsun.
- Neyi?
Spikerlik Sınavı
-Hayrola nereden?
-Be be ben mi? Rad rad radyodan geliyorum...
-Ne vardı radyoda?
-Spi spi spi spiker sı sı sı sınavı vardı da...
-Eeee, ne oldu?
-Bı bı bı bırak yahu? Kı kı kıravat tak tak takmadık diye almadılar.
Al bak
Ayakları çok fena kokardı. Bir gün bir arkadaşına birlikte tiyatroya gitmelerini teklif etti.
-Hay hay, dedi arkadaşı. Ama eve git, ayaklarını yıka ve temiz bir çorap giy. Söz mü?
Tiyatroya gittiler.Yerlerine oturdular. Aradan beş on dakika geçmeden etrafındakiler mendillerini burunlarına götürmeye başladı.
-Hani söz vermiştin, dedi arkadaşı.
-Vallahi değiştirdim, dedi.
İnanmazsın diye kirlileri de cebime koydum. Al bak!...
Paraşüt
Adamın biri paraşüt almak için bir dükkana girer ve satıcıyla konuşmaya başlar: "Efendim, paraşüt açılmazsa ne olacak?" Satıcı: "Olur mu beyefendi yedeği var onu açarsınız" Müşteri: "Peki ya o da açılmazsa?" Satıcı: "Ürünlerimiz garantilidir, getirin değiştiririz"
B.5. Adamın Biri Fıkraları
İş Başvurusu
Adamın biri iş başvurusunda bulunmuş. Görüşmeye çağırmışlar; görüşme sonuna doğru adama yönetici sormuş; -Peki beklentilerin ne? Arkadaş saymaya başlamış; -Öncelikli olarak bir araba istiyorum, ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla onu da şirketin karşılaması iyi olur, maaş olarak da 3000$ dan aşağı çalışmam.. Şirket yöneticisi, dinler ve ; -Biz sana son model bir Mercedes ve Tarabya'da bir villa vereceğiz, ayrıca bizim bu iş için planladığımız maaş 6000$?dı, demiş. Bizim elemanın gözleri fırlamış; -Şaka yapıyorsunuz, Şirket Yöneticisi hemen eklemiş; -Önce siz başlattınız...
Oh bee
Bir gün adamın biri çölde giderken devesini kaybediyor. Adam perişan ve susuz bir biçimde ilerlerken bir galeri görüyor. Galeriye gidiyor içeride bir sürü devenin olduğunu görüyor ve galeri sahibinden kaliteli bir deve istiyor. Deveyi alıp galeriden çıkarken adamın aklına bir şey geliyor ve sahibine dönerek soruyor -Bu deve nasıl gider? diyor. Sahibi cevaplıyor : -Oh bee deyince gider, diyor. Alıcı : -Peki nasıl duruyor, diye soruyor. Sahibi de . -Allah'ım sen beni kurtar deyince duruyor, diyor. Adam deveyi alarak galeriden çıkıyor. -Oh bee diyerek, yola koyuluyor. Belli bir süre gittikten sonra adam ilerde bir uçurum görüyor ve deveyi nasıl durduracağını unutuyor. Deve tam uçurumun kenarına geldiğinde son anda adam : -Allah'ım sen beni kurtar, diyor. Deve hemen duruyor. Ve arkasından adam : -Oh bee, diyor.
Hapı Yuttun
Bir adam uçağıyla Afrika'nın üzerinde gezerken birden uçağı arızalanır ve ormanlık bir alana düşer. Adam ne yapayım ne yapayım diye düşünürken birden bir Afrika kabilesinin ona doğru yaklaştığını görür. Adam içinden "İste şimdi hapı yuttuk" der. O anda düşüncesinde Nur yüzlü dedenin sesini duyar.
- Hayır evladım henüz hapı yutmadın.
- Peki ne yapmam gerek ?
- Şuradaki mızrağı görüyor musun? - Evet.
"Şimdi sakin bir şekilde sağ tarafındaki yerlinin mızrağını kap, en önde duran ve başında bir sürü tüy olan büyük yerliye sapla". Adam hemen can havliyle mızrağı kapıp yerli şefi öldürmüş. Bu sefer yine aynı ses son kez konuşur"
-Evladım işte şimdi hapı yuttun.
Devam et
Zengin bir adam bir gün paraya kıymış ve çok fiyakalı bir ferrari almış. Tabi ilk heyecanla bir tur atayım demiş. Neyse.. Yolda giderken trafik lambalarına gelmiş ve kırmızı ışık yanınca durmuş... Tam bu sırada arkadan süratle gelen bir kamyon gümmm diye arkadan vurmuş.. Bizimki tabi bir sinirle çıkmış arabadan gitmiş kamyon şoförünün yanına.. Kamyonun şoförü başlamış yalvarmaya.. Abi 5 çocuk babasıyım acı bana başka gelirim yok ben ettim sen etme.. Falan filan... Sonunda bizimki acımış kamyoncuya tamam demiş napalım olan oldu.. Ve affetmiş...Neyse... Yollarına devam etmişler.. Bir sonraki ışıkta bizimki yine durmuş kırmızıda.. Ve arkadan yine bir ses.. güüümmmmm.. Adam yine bir sinirle çıkacakken aynı adam arkadan kornaya basıp el sallamış:" Abi tanıdın mı, benim, devam et".
C.1. Dini Fıkralar
.
Kevser
İmam Hatip Lisesinde teftiş yapan bir müfettiş sınıfa girer.. Ders Kur'an-ı Kerim'dir. Bir öğrenciyi kaldırarak ismini sorar. Öğrenci:"Fatih" diye cevap verir.. Müfettiş : "Peki öyleyse yavrum Fatiha suresini oku bakalım.."..çocuk sureyi okur. Sıra başka bir öğrenciye gelmiştir. Müfettiş yine sorar.."İsmin ne kızım?"..çocuk cevap verir: "Meryem ama arkadaşlar bana kısaca Kevser derler."
Maymundan mı?
Din dersi öğretmeni, öğrencilere bütün insanların Adem ve Havva'dan geldiğini söyledi. Bir öğrenci söz aldı:
-- Yapma be hocam babam bizim maymundan geldiğimizi söyledi.
-- Sevgili çocuğum, dedi öğretmen, sizin özel aile tarihiniz bizi hiç ilgilendirmiyor.
Allah Şimdi Ne Yapıyor?
Bir gün çölde yaya giden bir dervişin önüne bir atlı çıktı:
-Baba, dedi, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?
Derviş yanıt verdi:
-Elimden gelen bir şeyse, hay hay, oğlum.
-Şunu öğrenmek istiyorum : Şu anda Allah ne yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine içerliyen derviş, hic belli etmemiş :
-Yanıt veririm ama, bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.
-Neden?
-Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!
Adam attan inmiş, derviş binmiş.
Adam:
-Hadi, demiş söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor?
Derviş :
-Ne yapacak, demiş, atı senin gibi budalanın elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor, demiş.
D.1. Asker Fıkraları
Bilgi Akışı
Albay, binbaşıya :
-Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi verecegim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün.
Binbaşı, yüzbaşıya :
-Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır.
Yüzbaşı, teğmene :
-Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir.
Teğmen, başçavuşa :
-Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kiyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir.
Basçavuş, askere :
-Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim techizat ile hazır olun.
Askerler kendi aralarında :
-Yarın sabah bizim basçavus Albayı tutuklayacakmış.
İki Salak Er
İki general bir cafede oturup konuşuyorlarmış. Generalin biri "benim bir erim var çok salak demiş. Diğeriyse "hayır, benim bir erim var o daha da salaktır." demiş. Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha salak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir şey yapmaya karar vermişler. İlk general askerini yanına çağırıp "oğlum, git bana şu 5000 lirayla bir Mercedes al gel" demiş. İkinci general de askerini çağırıp "git bak ben ordu evinde miyim?" demiş. İki asker yolda karşılaşmışlar. İlki "ya benim general çok salak. Bu günün pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi." demiş. İkincisiyse "benim general daha salak. Yanında telefon dururken, beni ordu evine gönderdi." demiş.
D.1. Hayvan Fıkraları
Deve Kuşu
Bir gün bir tavşan ormanda neşeyle yürüyormuş. Derken karşısına tanımadığı bir mahlukat çıkmış. "Nesin sen" diye sormuş "Ben katırım. Annem eşşek, babam ise bir attır" demiş. Tavşan "hmm... hayli enteresan" diyerek yoluna devam etmiş. Derken yine tanımadığı bir hayvana rastlamış. "Peki sen nesin?" "Ben bir kurt köpeğiyim. Annem köpek, babam ise kurttur." Tavşan yine enteresan diyerek ilerlemiş. Ancak bu sefer karşısına ne idüğü belirsiz bir hayvan daha çıkmış. "Sen de kimsin?" "Ben bir devekuşuyum" "Hadi ordan..."
Yarasa
3 kardeş yarasa avlanmaya giderler anne yarasada ev de yemekle uğraşırken kapı çalar büyük kardeş gelir anne anne der şuradaki arabadaki insanları görüyor musun , evet oğlum işte onların hepsinin kanı emdim der. Annesi aferin oğlum gel bir şeyler hazırladım otur atıştırırsın. O arada tekrar kapı çalar. Ortaca kardeş gelmiştir. Anne anne şuradaki binaları görüyor musun evet oğlum işte onların hepsinin kanını emdim. Annesi aferin der gel sende bir şeyler atıştır derken kapı yine çalar anne kapı açtığında küçük kardeşi görür ve oğlum sana ne oldu sorar. Bizimki paramparçadır anne anne şuradaki gökdelenleri gördün mü evet oğlum işte ben onları görmedim…
Ormanlar Kralı
Orman Kralı aslanın birinin canı çok sıkılmış, şöyle bir ormanı gezeyim, tebamla eğleneyim biraz demiş... Ormanda gezerken bir devekuşu görmüş, yakalamış devekuşunu boynundan, öteki pençesiyle de "Şak, şak, şak" diye üç tokat atmış hayvana, "Söyle!" demiş, "Kim bu ormanın kralı?" Devekuşu ürkekçe "Sensin aslan abi" demiş, "Tabi benim" demiş aslan ve "Şak, şak, şak" diye üç tokat daha atıp fırlatmış hayvanı. Derken aslanın karşısına bir kurt çıkmış, tutmuş kurdu boynundan; "Şak, şak, şak" diye atmış tokadı, "Söyle" demiş "kim bu ormanın kralı?", kurt da ürkek "sensin aslan abi" demiş, Aslan da "Tabi benim" demiş, "Şak, şak, şak" diye üç tokat daha atmış, fırlatmış bir kenara. Derken bu defa aslanın karşısına bir fil çıkmış, tam sıyırtacağı sırada kurt ve devekuşu gelip "Sen bu ormanın kralı değil misin aslan abi? şu giden file haddini bildir" demişler. Bu gazı alan aslan koşmuş tutmuş fili "Şak, şak, şak" diye patlatmış tokadı ve hemen sormuş "Söyle; kim bu ormanın kralı?"... Filin kafası atmış, tutmuş hortumuyla bunu "Pat, pat, pat" diye üç kere yere çarpıp fırlatmış atmış... Aslan yerden zorlukla kalkıp elleriyle üstünü silerken file dönmüş ve şöyle demiş "Bilmiyorsan bilmiyorum de kardeşim!"
Kutup Ayısı
Yavru kutup ayısı babasının yanına gelip sormuş "Baba ben gerçekten kutup ayısı mıyım?" "Elbette yavrum nereden çıkardın bunu?" "Allah Allah?!.." deyip gitmiş yavru ayı. Bu sefer annesinin yanına gitmiş ve sormuş, "Anne ben gerçekten kutup ayısı mıyım?" "Tabii evladım kutup ayısısın." Yine "Allah Allah?!.." deyip, yeniden babasının yanına gitmiş yavru ayı. Bir daha sormuş "Yaa baba Allah aşkına doğru söyle bak beni evlatlık falan almadınız degil mi? yani ben sizin öz oğlunuzum." Baba dayanamamış artık "Oğlum dedim ya sana bizim oğlumuzsun diye, hem sen neden ikide birde soruyorsun ki bunu?" Yavru ayı: "Donuyorum baba, donuyorum..."
E.1. Nasreddin Hoca Fıkraları
Kimin İçi Yanıyor?
Bir bayram günü Nasreddin Hoca komşusuna ziyarete gidince komşusu her misafire olduğu gibi hocaya da bal ikram ediyor. Bir tepsi içinde gelen koca bir petek baldan her gelen misafir bir iki kaşık alır çekilirmiş. Komşusu bakar ki hoca kaşığı daldırdıkça daldırıyor. Peteğin yarısına gelmiş daha duracağa da benzemiyor. Dayanamayıp:
- 'Aman hoca fazla yeme yoksa için yanar.' deyince hoca cevabı yapıştırır:
- 'Kimin içinin yandığını Allah bilir.'
Konya ile Akşehir Havası
Bir gün,Nasrettin Hoca,Konya'ya gitmiş.
Camide vaaz verirken:
-Ey müslümanlar demiş,sizin kentinizin havasıyla bizim Akşehir'in havası birdir.
Vaazı dinleyenlerden biri:
-Nereden biliyorsun Hoca'm?diye sormuş.
Nasrettin Hoca:
-Akşehir'de ne kadar yıldız varsa,Konya' da da o kadar var, yanıtını vermiş.
Hazır Para
Hoca birinden borç istemiş, adam sormuş -hocam borcunu ne zaman ödeyeceksin hoca başlamış anlatmaya -senden aldığım parayla diken alacam onları koyunların geçtiği yerlere dikecem ,dikenler büyücek oradan koyunlar geçerken yünleri dikenlere takılacak ,ben yünleri toplıyacam sonra onları ip yapıp pazarda satacağım. kazandığım parayla sana olan borcumu ödiyecem demis Adam başlamış gevrek gevrek gülmeye hocada demiş ki; -Eeee bak hazır parayı bulunca nasıl da gülüyorsun
Eşşeğin İstediği Yere
Nasreddin Hoca birgün eşeğine binmiş.Eşeğin inadı tutmuş.Bir türlü eşeğin başını gideceği yöne çevirememiş.Bunu gören komşusu:"- Nereye gidiyorsun Hocam ?", diye sormuş.Hoca'da:"-Eşeğin istediği yere.", demiş.
Yas Tutuyorlar
Hocanın tavuğu ölmüş. Civcivlerin de başı boş kalmış. Hoca kaybolmalarından korkmuş. Boyunlarına siyah bezler bağlamış. Sonra da içlerinden ip geçirip birbirlerine bağlamış. Meraklı bir komşusu sormuş: -Hoca o civcivlerin boynundaki de nedir? Komşusunun merakına içerleyen Hoca, cevabı yapıştırmış:- Anneleri öldü de yas tutuyorlar.
Hocanın Ardı
Nasreddin Hocaya sormuşlar: - Niçin insanlar sabahleyin kalkınca hep farklı yönlere dağılıyor da aynı yöne gitmiyorlar. Hoca cevaplamış: - Herkes aynı yöne gidecek olsa dünyanın dengesi bozulurdu.
E.2. Nasreddin Hoca Fıkraları
Ağaçtan Öteye Yol
Hoca canından bezmiş. Her ağaca çıktığında, ayakkabılarını kaçırıyorlarmış. Bir gün yine ağaca çıkması gerekmiş. Ama bu kez ayakkabılarını kuşağına sokmuş. Yoldan geçenler merak içinde sormuşlar: - Hoca! ayakkabı ile ağaca çıkıldığı görülmüş mü hiç? Hoca bilmiş bilmiş gülüp, cevabı yapıştırmış: - Eee evlat! belli mi olur? Belki ağaçtan öteye yol bulurum.
Sünnet
Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Hoca'yı memnun etmek için:
-Aman ne güzel çocuk...Adı ne bunun? diye sormuşlar.
Hoca: -Adı Farzdır, demiş.
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar: -Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.
Hoca hemen taşı gediğine koymuş: -Ya, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin?
Ölmemiş
Adamın biri ölmüş,yıkamaya getirmişler. Hoca kapıyı kapatmış,herkes beklemeye başlamış.Aradan 15 dakika geçmiş ses yok, yarım saat geçmiş ses yok,1saat geçmiş ses yok.İki saat sonra hoca kapıdan çıkmış.Merakla sormuşlar:
-Hocam ne oldu,iş neden bu kadar uzadı?
-Ne olacak adam öbür tarafa gitmemeğe ısrar etti. Ondan bu kadar uzadı.
Sordun Söyledik
Çok bilmiş komşusu Hocayı sınamaya kalkmış.- Hoca sen herşeyi bilirsin.- Söyle bana Dünya'nın merkezi neresidir? Hoca, adamın niyetini hemen anlamış: -Tam bulunduğun yerdir, diye yapıştırmış cevabı.- "Aman Hoca! Nasıl olur?" demiş adam. Hoca kızar gibi yapmış. Adam! Sordun, söyledik. İnanmazsan alır cetveli ölçersin.
Ye Kürküm Ye
Hoca, bir zengin konağına yemeğe davetliymiş.Kapıda bir uşak, herkesi saygı ile karşılıyormuş.Sıra Hoca'ya gelince, giyisilerini beğenmeyip içeri almamış.Buna fena içerleyen Hoca, evine koşup kürkünü giymiş.Döndüğünde, sofranın en güzel yerine kurulup, oturmuş.Herkesin şaşkın bakışları altında, kürkünü yemeklere sokup:"- Ye kürküm ye!", demiş."- Hoca, ne yapıyorsun!?", diye sormuşlar. Yanıt vermiş:- Eee! İkram bana değil kürke
Ya İçinde Ben Olsaydım
Hoca, bir sabah fırtına sesi ile uyanmış.Pencereden dışarı bakmış, ne görsün ?!Kuruması için ipe astıkları gömlek düşmüyor mu?!Başlamış bağırmaya:"Hatun kalk kurban kesmemiz lazım."Sabahın körü neye uğradığını şaşıran kadın telaşla sormuş:- Kurban nereden çıktı efendi.- Gömleğim, gömleğim ipten düştü.- Gömlek düştü diye kurban kesildiği nerede görülmüş?! - Deme öyle hatun, ya içinde ben olsaydım !!
E.3.Nasreddin Hoca Fıkraları
Şimdi Kuşa Benzedin
Hoca yolda bir leylek bulmuş. Almış onu evine götürmüş. Daha önce hiç leylek görmemiş. Uzun gagası ve bacaklarını çok yadırgamış. Tutup bir güzel kesivermiş onları. Sonra da yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:- Bak şimdi kuşa benzedin.
Tövbe
Hoca, komşusu ile ağaç gölgesinde oturmuş, konuşuyorlarmış."- Bak şu Allah'ın işine!", demiş, Hoca.- Koca kabak, incecik ota bağlanmış. Küçücük elma, koskoca ağaca tutunmuş! Bu nasıl iştir?!Tam o sırada daldan bir elma kopmuş.Hoca'nın başına düşmüş.Hoca, şaşkın, ellerini göğe kaldırmış:"- Tövbe!, Bir daha işine karışmam!", demiş.
Sen de Haklısın
Nasreddin Hoca'nın kadılık (hakimlik) ettiği günlerde adamın biri yanına gelir. Adam,
komşusundan şikayetçidir. Derdini anlatır. Hoca, adamı güzelce dinledikten sonra:
- Haklısın! diyerek gönderir.
Biraz sonra adamın şikayetçi olduğu komşusu çıkagelir. O da az önce gelen komşusundan
şikayetçidir. Derdini anlatır, hakkının verilmesini ister.
Hoca onu da güzelce dinler. Sonra: - Haklısın! diyerek onu da yollar.
O sırada Hoca'nın yanına gelmiş bulunan ve konuşulanlara kulak misafiri olan karısı, bu işe şaşar.
Hocaya:
- İlahi Hoca Efendi! Sen ne biçim kadısın? Birbirinden şikayetçi olan iki adamın ikisi birden hiç
haklı olur mu? diye sorar.
Karısının bu sözleri üzerine Hoca, bir süre düşündükten sonra ona şöyle der:
- Hatun, sen de haklısın.
İçinde Ben de Vardım
Hoca bir gün arkadaşıyla konuşuyormuş arkadaşı demiş ki : -Ya hocam dün sizin evden bir ses çıktı. Bu neydi?. Hoca ise : -Hiç sadece hanımla biraz tartıştık kavuğum merdivenlerden yuvarlandı, demis. Arkadaşı : -Yahu hocam hiç kavuktan bu kadar ses çıkar mı?, demiş. Hoca : -Ya anlasana içinde bende vardım, demiş.
Ben Uyuyorum
Bir gün Nasreddin Hoca şehre gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş :
-Hocam, uyudunuz mu?
-Buyurun bir şey mi var?
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp:
-Ben uyuyorum! demiş.
E.4.Nasreddin Hoca Fıkraları
Sığamadık
Nasreddin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra kocası ölmüş dul bir kadınla evlenmiş.Evlendiği kadın Hoca ya sürekli eski kocasını anlatıyormuş.Yine bir gün
yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim kocam şöyle yapardı,böyle yapardı...Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş.Kadın sormuş aman hoca niye attın beni. Hocanın da cevabı hazır: Ee yatakta bir sen yatıyorsun bir ben bide eski kocan
üçümüz sığamadık sende düştün..
Neuzubillah
Nasreddin Hoca'ya bir gün Timur:
-'Hoca Efendi' demiş. 'Bilirsin ki Abbasi halifelerinin her birinin Muvaffak Billah, Mütevekkil Aliullah, Mutasım Billah gibi adları olurdu. Ben de Abbasi halifesi olsaydım adım ne olurdu?
Hoca bir an düşünüp yanıtlamış:
'Ey dünyalar sultanı. Hiç kuşku etmeyin ki adınız Neuzubillah olurdu.'
Hoşt Beyim Hoşt
Bir gün Nasreddin Hoca bir köpeğin mescidin kapısına işediğini görmüş. Kovmak için öfkeyle hayvanın üstüne gidince köpek de hırlayarak ona gelecek olmuş.
Hoca hemen sesini tatlılaştırarak:
'Hoşt beyim hoşt!'demiş.
Çok Geziyor
Nasreddin Hoca' ya dert yanıyorlar:
-Yahu Hoca senin karı çok geziyor.
Hoca :
-Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrar.
Ya Tutarsa
Hoca göl kenarında oturmuş. Elinde yoğurt kasesi. Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş: - Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı ? - Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !
Parayı Veren Düdüğü Çalar
Hoca birgün pazara gitmek için yola koyulmuş. Az sonra çocuklar önünü kesmiş. Hoca, bize pazardan düdük al diye bağrışmışlar. İçlerinden biri çıkıp, parasını uzatmış. Pazar dönüşü aynı çocuklar yine hocayı çevirmişler. Hoca, para veren çocuğa düdüğü uzatmış, tam ayrılıyormuş ki! Bütün çocuklar bağırmış; "Hani bana, hani bana". Hoca çocuklara dönüp:"- Parayı veren düdüğü çalar", demiş.
Evin Sahibiyim
Hoca, bir gece gürültüyle uyanmış. Bakmış, bir hırsız eşyaları topluyor. Adamdan korkmuş. Sesini çıkartmamış. Ama peşine de düşmüş. Az sonra, durumu fark eden hırsız, kızgınlıkla sormuş:- Beni neden takip ediyorsun bakayım? Hoca, sakin, pişkin yanıtlamış.- Taşıdığın evin sahibiyim de.
F.1.Deli Fıkraları
Mektup
Akıl hastanesinde koğuşları gezen başhekim, bir hastanın oturmuş, birşeyler yazdığını gördü : -Kolay gelsin, ne yazıyorsun? -Mektup yazıyorum efendim.
-Yaaa...Kime yazıyorsun? -Kendime... -Peki, ne yazılı mektupta? -İlahi doktor bey, deli misiniz siz? Mektubu daha almadım ki...İçinde ne yazdığını bileyim.
Deli miyim?
Delinin biri, akıl hastanesinin bahçesinde, el arabasını ters çevirmiş, sürükleyip duruyordu. Bu durum, ziyaretçiyi meraklandırdı. Doktor da anlattı:
- Umutsuz hasta. Bıraktık peşini...
Ama ziyaretçi sabretti. Fırsat kolladı. Deliye sordu:
- El arabasını neden doğru sürmüyorsun?
Deli de onun kulağına fısıldadı:
- Deli miyim ben? Doğru sürersem, içine taş dolduruyorlar.
Kaçamayacağız
İki deliyi tımarhaneye atmışlar. İki deli kaçmak için plan yapmışlar. Bir deli öbürüne git bakalım bak eğer demir parmaklıklar kısa ise arasından geçeriz. Uzun ise üstünden atlarız demiş. Deli gitmiş bakmış ve geri dönmüş. Kahretsin, kaçamayacağız, demiş. Öbürü ne oldu diye sormuş. Ne olacak hiç demir parmaklık yok da ondan demiş.
Boşları Getirdim
Akıl hastanesinin birinde delinin biri hasta bakıcıya çabuk bana 5 şişe kola getir demiş. Hasta bakıcı çok sinirlenmiş ve deliye 5 tokat atmış. Derken aradan zaman geçmiş deli hasta bakıcıyı yanına çağırmış ve ona 5 tokat atmış. Hasta bakıcı ona niye vurduğunu sorunca oda boşları getirdim abi demiş.
Tabi Tatlı Olmaz
İki Deli hastanenin önündeki havuzun başında oturuyorlarmış
Birisi kalkıp havuza şeker atmış ve:
Havuzdan bir yudum almış sonra tükürmüş. Arkadaşına:
-Havuza şeker kattım ama tatlı olmadı
Arkadaşı: -Tabi olmaz karıştırmadın da ondan
Rafları Taşıyor
Bir deliler hastanesinde 3 deli iyileşmek üzereymiş ki, doktor gelin bakalım yanıma siz üçünüz der. 3 deli gelir doktorun yanına ve doktor der ki bak şu buzdolabını şuradan şuraya taşıyın sizi taburcu edeceğim der. Deliler tamam deyip işe başlarlar ve dolabı doktorun dediği yere koyarlar. Doktor sorar. Öbür arkadaşınız nerde? Delilerden biri: -O dolabın içinde rafları taşıyor !!
Ben Yabancıyım
İki deli gece yarısı sokak lambasının altında dururken iddialaşırlar. Birisi der bu aydır ötekisi inatlaşır hayır bu güneştir der, derken yoldan gecen üçüncü bir şahsa sorarlar. Oda üzgünüm ben bu mahallenin yabancısıyım bilemeyeceğim.
F.2. Deli Fıkraları
Ders Bitti
Delileri uçağa bindirmişler, bir şehirden ötekine naklediliyorlardı. Ama o kadar çok gürültü yapıyorlardı ki, sonunda pilot dayanamadı, uçağı ikinci pilota teslim ederek içeride ne olup bittiğini görmek istedi.
Deliler uçakta hep bir ağızdan bağırıp çağırıyorlardı. Baktı, en başta, bir deli, ötekilere uymamış, akıllı, uslu oturuyordu.
-Sen neden bağırmıyorsun? diye soracak oldu.
Adam :
-Ben bunların öğretmeniyim, diye cevap verdi. Onlarda benim öğrencilerim. Şimdi teneffüsteler de onun için ses çıkartmıyorum.
Pilot, çaresiz yerine döndü. Bir süre geçti. Bir an geldi ki sesler büsbütün kesiliverdi.
Pilot:
-Aman çok güzel! diye sevindi. Herhalde kendinin öğretmen olduğunu sanan deli, ötekileri derse almış olsa gerek, diye düşündü.
Ama dakikalar geçiyor, arkadan hiç bir ses seda çıkmıyordu. Pilot biraz daha bekledikten sonra merak etti. Gidip bakmak istedi.
Bir de ne görsün! Uçağın kapısı açık ve içeride öğretmenden başka kimsecikler yok değil mi!
Dehşetle sordu :
-Öğrencilerin nerede?, diye...
-Dersler bitti. Hepsini evlerine gönderdim!
Ağaçta
Bir müfettiş akıl hastanesini geziyormuş. Bahçeye gelince delilerin ağaçta asıldığını ama birinin yere yattığını görünce yatana sormuş .
-Neden ağaca çıktılar, demiş. O da : -Armut sanıyorlar kendilerini, demiş.
Müfettiş : -Sen armut değil misin?, demiş. O da hayır ben olgunlaşıp yere düştüm demiş.
Plan Bozuldu
Akıl hastanesinde deliler bir araya gelip kaçış planı yaparlar. Elebaşları planı anlatır :
-Büyük bir kütük bulup ilk önce 1. kapıyı, 2. kapıyı ve daha sonra 3. kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak. Sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca 1. kapıyı kırarlar, 2. kapıya koşup onu da kırdıktan sonra 3. kapıya yönelirler. 3. kapının açık olduğunu gören elebaşları der ki :
-Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün.
Alık Tutuyorum
Deli duvara oturmuş. Elindeki oltanın ucu sokağa sarkmış....
Yoldan geçen soruyor;
- Orada balık mı tutuyorsun sen?
- Hayır alık tutuyorum.
- Tutabildin mi bari ?
- çook ... Seninle 23 oldu !
Ters Çivi
Delinin biri, çiviyi tersine çevirerek sivri tarafına vura vura duvara çakmaya başlamış. Onun bu halini gören başka bir deli işe karışmış : -Baksana, yahu! Sen yanlış bir iş görüyorsun. Bu çivi karşıki duvarın çivisi olacak galiba, demiş.
F.3. Deli Fıkraları
Canlı Gazete
Başhekim, akıl hastanesinin bahçesinde dolaşıyordu, bir ara baktı, bir kalabalık gözüne çarpmıştı. Hemen oraya seğirtti. Deliler bir halka oluşturmuş, ortada dönüp konuşan birini dinliyorlardı :
-Hükümet seçimleri kaybetti. Bakan hastaneye kaldırıldı...Zulüm devam ediyor....
Başhekim bu işten hoşlanmış :
-Ne yapıyorlar bunlar böyle? diye sormuş.
-Efendim, demişler.Ortadaki deli kendinin gazete olduğunu sanıyor, haberleri bildiriyor.
Başhekim daha da hoşlanmış.Dolaşmasını sürdürmüş.Az ileride birde ne görsün! Sekiz, on deli iplerle sımsıkı birbirlerine bağlanıp bir köşeye atılmamış mı!
-Onlar mı, okunup da iadeye gidecek eski gazeteler efendim...
Akıllılık İmtihanı
Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında "Şunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına gelmiş mi?" demişler. Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına çağırmışlar. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamamböceği dökmüşler ve -"Buyrun beyler, yiyiniz." demişler. Delilerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış, öteki araya girmiş, -"Önce kaçanları yiyelim, öbürleri nasıl olsa duruyor!"
Göremem
Doktor, akıl hastasına sorar:
-Bir kulağını kesersem ne olur?
-Canım yanar.
-Ya iki kulağını keserse
-O zaman iyi göremem.
-Peki ama niçin? '
-Niçini var mı canım? İki kulağımı da keserseniz gözlüğümü nereye takarım?..
Kedi Nerden Bilsin
Adamın biri kendini fare zannettigi için akıl hastenesine düşmüş. Tedavisi bittikten sonra doktor sormuş. Şimdi sen bir fare misin yoksa insan mı?
- Deli : Fare olur mu doktor bey ben bir insanım.
- Doktor : O zaman artık gidebilirsin iyileştin artık demiş. Deli kapıdan çıkmış ve imdaaaaaat diye bağırarak tekrar içeri girmiş doktor ne oldu demiş...
- Deli : Bir kedi gördüm de ondan korktum demiş.
- Doktor : Sen hani artık kendini bir fare zannetmiyordun demiş.
- Deli : Ben fare olmadığımı biliyorum da kedi nerden bilsin demiş...
Kime Yutturuyorsun
Bir akıl hastası, bulunduğu kaldırımdan karşıya geçip rastladığı ilk görevliye sormuş :
-Affedersiniz, karşı kaldırım nerede acaba?
Görevli şaşırmış ama yine de karşı tarafı göstererek :
-İşte şurada, demiş.
-Kime yutturuyorsun yahu... Daha şimdi orda sordum, burayı gösterdiler!...
G.1. Politik Fıkralar
Kökden Dinci
New York'ta küçük bir çocuğu azgın bir köpeğin dişlerinden kurtaran ve hayvanı boğan iri yarı delikanlının yanına koşan muhabir sormuş:
- Kahraman Amerikalı, çocuğun hayatını kurtardı diye yazabilir miyim?
- Ben Amerikalı değil Afganistanlıyım, demiş adam.
Ertesi gün gazetede manşet:
'Köktendinci Müslüman, Central Park'ta bir köpeği boğdu. FBI olayın El Kaide bağlantısını araştırıyor...'
Biz Onu da Düşündük
Sakıp Sabancı Ağa'ya bir gün demişler ki : -Ağa bu dünyada her şey güllük gülistanlık. Nereye baksak her tarafta senin şirketleri, fabrikaları görüyoruz (marSA, yünSa, lasSA, toyotaSA). Burada işin iş. Ya diğer tarafta ne olacak, orada ne yapacaksın, nasıl kurtulacaksın zebanilerden?.. Sakıp Ağa gülmüş : -Biz onu da düşündük. Bir tarafımızda iSA, diğer tarafımızda muSA
Bakan ve Basın
Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.Ne yapsa makbule geçmiyor, basın her gün kendisiyle uğraşıyordu.Nihayet :
-Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve ilan etti :
-Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.
Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :
-Bakan yüzme bilmiyor!
İsrafsız Hayır
Maddi durumu son derece kötü olduğu halde, bol bol ihsan ve yardımda bulunmaya devam eden Hasan b. Sehl'e:
İsrafta hayır yoktur, dediler.
O da şöyle cevap verdi:
Hayırda da israf yoktur.
O da Gelsin
Bestekar Halil Poyraz, kendisini yemeğe davet eden bir dostuna telefon ederek:
Bu gece beni beklemeyiniz Efendim, demiş. İlham geldi onunla meşgulüm.
Arkadaşı cevap vermiş:
Onu da getir üstadım, birlikte yeriz.
İkinci Kim
Bir gün birisi üstat Necip Fazıl'a:
'Efendim dünyanın en büyük iki şairini seçmişler.' Deyince üstat hemen sormuş:
İkincisi kim oldu?
H.1. Okul Öğrenci Fıkraları
Mantık
Amerika'ya Oxford üniversitesine matematik tahsili için giden genç sömestri tatili için evine dönmüştü. Annesi, dört gözle beklediği çocuğu için en güzel hazırlıkları yapmıştı. Özellikle de, oğlunun tavuk sevdiğini bildiği için, nar gibi kızarmış iki de tavuk yapmıştı.
Çocuk eve girince büyük bir sevinçle karşıladılar ve anne oğlunun uzun yoldan geldiğini ve çok acıkmış olduğunu düşünerek hemen onları mutfağa aldı. Nar gibi kızarmış tavuklar ise masada, en tok adamın bile iştahını kabartacak şekilde ihtişamlı duruyordu. Baba oğluna sordu:
- Eee! Anlat bakalım oğlum üniversitede neler öğrendiniz?
- Baba, pek çok şey gördüğümüz söylenemez. Fakat bize 'mantık' diye bir konu öğrettiler. Harikulade bir şey! Bak baba, bu mantık sayesinde mesela masada üç tane tavuk olduğunu sana ispatlayabilirim.
Baba büyük bir hayret içerisinde:
-Yaa! Öylemi!.. Nasıl ispatlayacaksın?
- Bak baba, şu 1. tavuk şu ise 2. tavuk değil mi?
- Eveet?
- İşte 1, 2 daha 3 eder. O halde masada 3 tavuk vardır.
- Yaa! Öyle mi!..
Baba büyük paralar harcayarak, büyük umutlarla, büyük bir ülkenin en büyük üniversitesine gönderdiği oğlunun böyle saçma sapan şeyler öğrenerek dönmesine canı çok sıkılmıştır ve hanımına dönerek kızgın bir sesle:
- Bak hanım şu 1. tavuğu sadece sen yiyeceksin. 2.sini de ben yiyeceğim. 3.sünü de oğlumuz yesin...
Matematik Dili
Baba, küçük çocuğu ile sohbet ediyordu: - Bugün okulda ne öğrendiniz?
- Üçgenin alanını baba. - Ya öyle mi? Söyle bakalım neymiş üçgenin alanı?
- Yatayı ile dikleşiminin vuruşumunun bir bölü iki katıdır. - Olur mu çocuğum. Üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısıdır. Bir köşede onları dinlemekte olan dede söze karışır: - İkinizin de söylediği yanlış! Bir müsellesin sathı, mesâi kaidesi ile irtifânın hasıl-ı darbının nısfına müsavidir...'
Hallk Dili
Bir varmış bir yokmuş, zamanın birinde bir medrese varmış. Bu medresede avâm(halk) lisânı ile konuşmak yasakmış, konuşanlara ceza verirlermiş.
Bir gün talebeler, hocaları ile birlikte bir mesîre yerine teferrüce(pikniğe) gitmişler. Hoca talebelerden birisinin 'su içtim' dediğini işitmiş. Talebeye kızgın bir şekilde:
- Size kaç defâ lisân-ı avâm ile ifâde-i merâm eylemeyeceksünüz dedüm. İmdi şöyle demelüydün; 'Bir kadeh-i lebrîz-i hoş-güvârı nûş ile, teskîn-i âteş-i dil-figâr ve iktisâb-ı ferâh-ı bî-şümâr eyledim.'
Talebeyi bir güzel fırçalayan hoca bir daha böyle konuşması durumunda cezasının falaka olacağını da ifade etmiş.
Bir müddet sonra hoca, geçmiş mangalın başına. Bu esnada bir kıvılcım sıçramış hocanın kavuğuna. Biraz önce haşlanan talebe görmüş vaziyeti. Koşmuş hocanın yanına telaş içinde, söyleyememiş 'kavuk yanıyor!' diye, başlamış söze havas lisânı ile:
- Ey hâce-i bî-misâl ve ey üstâd-ı zî-kemâl bu şâkird-i pür-kelâl size şu vech ile arz-ı hâl eyler ki; bir şerâre-i cevvâl, bî hikmet'il-müteâl, nâr-ı mangaldan pür-tâb ile ser-i âlînizdeki kavuğu iş'âl eylemiştir!.. demiş. Lâkin deyinceye kadar da kavuk yanmıştır.
H.2. Okul Öğrenci Fıkraları
Tahir ile Mahir
Mahir adında çalışkan bir talebe her vasıl olduysa meşhur edebiyat öğretmeni Tahir ül Mevlevi'den zayıf not alınca bir fırsatını bulup tahtaya:
- 'Vermezse Tahir, ne yapsın Mahir', yazar
Tahirül Mevlevi yazıyı görünce hemen cevabı yazarr:
Çalışsa Mahir, vermez mi Tahir
Daha Çok İstiyor
Çocuk, okuldan bir gözü şiş olarak dönünce, annesi telaşlandı :
-Oğlum ne oldu gözüne? Düştün mü yoksa?
-Hayır düşmedim.Arkadaşım Orhan'la dövüştük.Ben de yarın onun gözünü şişireceğim!
Annesi yatıştırmaya çalıştı :
-Sakın ha! Dövüşmek iyi birşey değil.Ben sana yarın pasta çörek vereyim.Arkadaşına da ver, barışın.Güzel güzel oynayın olmaz mı?
-Olur anneciğim, barışırız.
Ertesi gün, çocuk öteki gözü de şişmiş olarak döndü.Annesi merakla sordu :
-Yine ne oldu?
-Arkadaşım yaptı, daha çok pasta, çörek istiyor!
Yemin
Sait çok yemin eden ve yalan söyleyen Suat'ı öğretmene şikayet eder.
Öğretmen Suat''a sorar: Suat sen çok mu yemin ediyorsun?
Suat: Vallahi öğretmenim hiçbir zaman etmem.
Ceza
Öğrenci sınıfa geldi. Öğretmenine sordu : -Öğretmenim, insana yapmadığı bir şey için ceza verir misiniz? -Olur mu evladım, dedi öğretmen. Yapmadınsa ceza da olmaz. Niye sordun bunu? -Efendim dün verdiğiniz ev ödevini yapmamıştım da ceza verirsiniz sanıyordum!
Suyun Sıcaklığı
Öğretmeni Ayşe'ye sordu. Bebek banyosunda suyun sıcaklığını nasıl ölçersin. Ayşe : Önce bebeği suya koyarım .Bebek kırmızı renk aldıysa su sıcak eğer mor renk aldıysa su soğuk beyaz bir renk alırsa bebeğin bir daha banyo yapmasına gerek yoktur.
Dayak
Okulda dayak yiyen bir çocuk, babasına öğretmenini şikayet etmiş.Babası
"Oğlum! Dayak cennetten çıkmıştır" deyince zeki çocuk şu karşılığı verir:
" İyi bir şey olsaydı cennetten çıkmazdı! "
Temelin Çocuğu
Temel hergün okula giden ve çalisan oğlunun defterinde tek bir yazı göremeyince nedenini sormuş.
Oğlan:
- Ögretmen tahtaya ne yazarsa aynen deftere geçireyrum O tahatayı silince ben de defterimi sileyrum.
H.3. Okul Öğrenci Fıkraları
Karne
Karne günüydü. Küçük oğlan okuldan döndü. Annesi : Karnen nerede? diye sordu. Çocuk güldü : -Arkadaşıma ödünç verdim. Babasını korkutacak...
Okul Dönüşü
Nuri okuldan eve bir gözü mosmor dönmüştü. Annesi çıkıştı:
"Aşk olsun yine mi dövüştün okulda? "Şey büyük bir çocuğun küçüğü dövmesine engel olmaya çalıştım da anneciğim."
"Aferin bak bu cesaret işi. Kimdi o küçük?"
Nuri gayet sakin;
" Ben! "
İmtihanlara Bekliyorlar
Yıl sonunda öğrenci, uzaktaki ailesine gönderdiği faksta şunları yazıyordu;
"Babacığım okullar kapandı. Öğretmenler beni çok seviyorlar. İmtihanlara tekrar bekliyorlar."
Resim
Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu. Babası kızın elindeki bomboş kagığıdı görünce sordu : -Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım? -Çimenlikte bir keçi resmi. -Çimenler nerede? -Keçi hepsini yedi. -Ya keçi?... -Yiyecek bir şey kalmayınca o da gitti.
Sürtünme Katsayısı
Hoca bütün öğrencileri kaldırıp rutin sorular soruyormuş; Hoca: "Arabadasın çok sıcak ne yaparsın?" Öğrenci: "Camı açarım." Hoca: "Peki içeri giren havanın sürtünme katsayısı nedir?" Öğrenci: "Bilmiyorum." Hoca: "Otur, sıfır!" Bu böyle bir değil iki değil, bütün sınıfta sürmüş herkes dökülüyor. Hoca sonunda Temel'i kaldırmış; Hoca: "Oğlum otobüstesin, çok sıcak, ne yaparsın?" Temel: "Ceketimi çıkarırım" Hoca: "Ama oğlum çok sıcak..." Temel: "Gömleğimi çıkarırım..." Hoca: "Oğlum arabanın içi halen çok sıcak, sıcaktan patlamak üzeresin, ne yaparsın?" Temel dayanamamış: "Hocam ne yapın edin, ben o camı açmam!"
Kaç Kuş Kalır
Sınıfta öğretmen sormuş: "Dalda üç kuş var, birini vurdum, kaç tane kalır?" Çocuk cevaplamış: "Hiç kalmaz öğretmenim." "Olur mu oğlum" demiş öğretmen, "2 tane kalır"."Olmaz öğretmenim" demiş çocuk, siz birini vurunca diğerleri aptal değil ya sesten ürküp kaçarlar..." Öğretmen şaşırmış ve "Aferin oğlum, cevabın yanlış ama düşünce tarzını beğendim" demiş.
Olanak
70 li veya 80 li yıllarda üniversiteli öğrenci tatil vesilesiyle köyüne döner. Hoş-beş muhabbetten sonra çantasını boşaltır. Annesi kirli çamaşırları görünce:
- Oğlum bunları niye yıkamadın? - Olanak bulamadım anne. - A oğlum! Olanak bulamadıysan sabunda mı bulamadın?
I.1. İğneleyici Fıkralar
Güvercin
Güvercin
Hocaya sormuşlar
-- Hz.Nuh'un gemisine zeytin dalını getiren güvercin dişi miydi, erkek miydi7
Hoca hemen cevaplamış:
-- Mutlaka erkekti, dişi olsaydı ağzını uzun zaman kapalı tutamazdı ki.
Saf mısın?
Gazete satıcısı, tuttuğu köşesinde bağırıyordu:
- İkinci baskııı... 100 bin lira... İkinci baskııı... 100 bin lira...
Birisi parayı ödedi, gazeteyi aldı gitti. Biraz sonra geri dönüp, söylenmeye başladı:
- Niye yalan söylüyorsun? 100 bin liraya sattığın gazetenin üzerinde "Fiyatı 50 bin liradır" yazıyor.
Gazete satıcısı, pişkin:
- Aman amca! Sen gazetenin her yazdığına inanacak kadar saf mısın?
En Zor Dil
Yedi sekiz dil bilen bir bilgeye: Üstad!.. diye sormuşlar. Gerçek bir uzman olarak bütün dillerin özelliğini biliyorsunuz. Söyler misiniz acaba, en anlaşılmaz dil hangisidir? Bilge zat hiç düşünmeden cevap vermiş:, Kadınların dili.
Siyah Elbise
Öğretmen derste anlatıyordu: Gelinler nikah töreninde neden beyaz giyer, bilir misiniz? Çünkü bu onun en mutlu günüdür. Arkadan bir ses yükselir: Simdi damatların neden siyah elbise giydiklerini anladım.
Kardeş
Meydanlarda atıp tutan politikacılarımızdan biri hacca gitmiş. Hac farizasını yerine getirirken sıra gelmiş şeytan taşlamaya... Eline almış taşları, iç huzuru ile şeytan taşlamaya koyulmuş...
Ama o da ne? Taşın düştüğü yerden bir feryat, bir yakınma yükseliyor ki sormayın gitsin...
Şeytan hem ağlıyor hem de bir şeyler söylüyor.
Bizim politikacı merak etmiş, kulak kabartmış. Şeytan:
- Olur mu böyle olur mu, diyormuş, kardeş kardeşi vurur mu?
Hayal
Bir kadın kitapçıya girip sormuş: - 'Kadınların hakimi: erkek' adlı kitabınız var mı?
Kitapçı cevap vermiş: Biz de hayali kitaplar satılmaz...
I.2. İğneleyici Fıkralar
Ölüye Dürüstlük
Zenginin biri, ölüm döşeğindeyken biri doktor, biri papaz, diğeri avukat 3 yakın arkadaşını çağırmış. Bir ricada bulunmuş:
"Ömrüm boyunca biriktirdiğim 300.000 $ lık tasarrufum var. bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyoum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Her birinize şimdi 100.000$ vereceğim. Bu paraları ne olur benim cesedimi gömerlerken kefenimin iç cebine koyuverin."
Aradan bir kaç gün geçmiş ve eleman ölmüş. Üç arkadaş sözlerinde durmuşlar!!!!
Bir süre sonra doktor vicdan azabı çekmeye başlamış. Diğer 2 arkadaşına açılmış. "Hastanemizin çok acil ihtiyacı vardı, onun için 100.000$'ın 20.000$'ını hastaneye harcadım. Kefene sadece 80.000$ koydum.
"Papaz söz almış: "Maalesef ben de aynı günahı işledim. Paranın yarısını kilisenin inşaatına harcadım , Kefenin cebine 50.000$ koydum"
Avukat, "ben sözümü aynen yerine getirdim" demiş. "Kefenin cebine 100.000$'lık çek koydum"
Kasırgayı Nasıl Başlattın
Tatil köyünde bir Amerikalı ile tanışan Türk işadamı adamı sohbet ediyorlar. Bizimki anlatıyor:
- Böyle bir tatil aklımdan bile geçmezdi. Bir yangın fabrikamı kül etti. Sigorta paramı ödeyince, "Oğlum dedim, bunca yıl eşek gibi çalıştın da ne oldu? Şimdi tatil zamanı", dedim ve bu tatile çıktım.
- Tesadüfe bak, demiş Amerikalı... Benim de çok iyi iş yapan bir restoranım vardı. Bir kasırga taş üstünde taş bırakmadı. Sigorta paramı ödeyince ben de bu tatile karar verdim.
Epey bir zaman geçtikten sonra, sessizliği bizim iş adamı bozmuş:
- Yahu anlatsana, sen kasırgayı nasıl başlattın?
Kadınları Anlamak
Adamın biri bir gün yolda giderken Alaaddinin lambasını bulmuş. Lambayı okşamış ve içinden cin çıkmış : -Dile benden ne dilersen, demiş. Adam da : -Ya cin ben Kıbrıs'ı çok merak ediyorum, ama ne uçağa, ne de gemiye binebiliyorum. Bana oraya bir köprü yol yapsana, demiş. Cin de : -Ya kardeşim senin işin gücün yok mu? Şimdi yol yapmak için oraya bir sürü asfalt, iş makineleri demir, çelik halat falan filan lazım şimdi onunla kim uğraşacak sen başka bir şey iste, demiş. Adam da : -O zaman bana kadınları nasıl anlayacağımı söyle, demiş. Cinde adama demiş ki : -Ya senin şu yol kaç şeritli olsun.
Cennet Cehennem Karayolu
Cennetle Cehennem arasında bir karayolu bağlantısına ihtiyaç duyulduğundan, Cennet ve Cehennem yöneticileri bir araya gelmişler ve ortak bir yol yapılmasını kararlaştırmışlar.
Çalışmalar başlamış... Cehennem, söz verilen sürede yolu tamamlamış ve ortaya kadar gelmiş, bakmış ki öbür tarafta yoldan eser yok. Bir metre bile yol yapılmamış daha...
Hemen Cennet yöneticilerini arayıp, verdikleri sözü neden tutmadıklarını, yolu neden yapmadıklarını sormuşlar.
Cennet yöneticileri boyun bükmüş:
- Kusura bakmayın, demişler, aradık taradık koskoca cennette bir müteahhit bulamadık...
J.1. Kayserili Fıkraları
Araba
Biri Adanalı, diğeri Kayserili iki çiftçi sohbet ederken tabi haliyle zenginlikleriyle
övünecekler.Adanalı:
"Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya çiftliğin bir ucundan, akşam oluyor biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoruz"
Kayserili de hazır cevapmış:
"Bizim de vardı öyle bir arabamız, geçenlerde satıp yeni modelini aldık."
Kayserili Çocuk ve Yahudi
Kayseri'deki Kale Çarşısında eskiden Yahudilerin de dükkanları varmış. Bir gün Kayserili bir çocuk, elinde ortası delik irice bir altın, içerisinden lastik geçirmiş sallayarak oynuyor. Yahudi esnaf bu çocuğu görür de yerinde durabilir mi? Hemen çocuğun yanına gider;
- Oğlum elindekini bana ver, ben de sana şeker vereyim.
- Hayır vermem.
- Bir kutu şeker vereyim,
- Hayır.
- Daha ne istersen veririm.
- Her istediğimi de yapar mısın?
- Evet yaparım.
- Öyleyse sırtına bineyim. Ben 'deh!' deyince koşup 'çüş!' deyince durasın. Ben ne zaman sana anır dersem avazın çıktığı kadar anıracaksın.
Yahudi bu teklife yanaşmayacak gibi olmuşsa da altının kıymetini bildiği için
dayanamamış, çocuğun bütün istediklerini yapmaya razı olmuş.
Bizim Kayserili küçük binmiş yahudinin sırtına, çarşıda dolaştırıp her yerde anırtmış. Yahudinin sesi az çıkacak olsa daha fazla bağırtmış. Dönmüşler dolaşmışlar Yahudinin dükkanının önüne gelmişler. Yahudi:
- Ben sözümde durdum, şimdi sıra sende, hadi ver bakalım şimdi onu.
Kayserili çocuk biraz mesafeyi açıp şöyle demiş:
- Eee Sen bu eşekliğinle bunun kıymetini bileceksin de ben Kayserili olup bilmeyeceğim, öylemi!..
Kayserili ve Oğlu
Oğlu, Kayseriliden para istedi:
"Baba 500 bin lira verir misin?"
Kayserili :
"400 bin mi? Naapçan lan 300 bini. 200 bin neyine yetmiyor...
Al sana 100 bin yeter." dedi ve çıkartıp 50 bin lira verdi.
Oğlu pişkin pişkin güldü:
"Bana zaten 50 bin lira lazımdı "
Kayserili :
"Bak kerataya, sahte para vermesem kazıklayacaktı beni..."
K.1. Diğer Fıkralar
Üç Ordan Beş Ordan
Cinayet davasının sanığı olan kiralık katil, hakim karşısında suçunu kabul etmiş.
Hakim sormuş:
- Neden işledin bu cinayeti?
- Para için öldürdüm hakim bey!
Hakim yine sormuş:
- Peki kaç lira aldın?
- 5 milyar hakim bey!
- Yahu sen ne biçim adamsın! 5 milyar için adam öldürülür mü?
Kiralık katil, boynunu bükmüş:
- Ne yaparsınız hakim bey! Üç ordan beş ordan geçinip gidiyoruz işte...
Bunaklar
Üç yaşlı adam oturup sohbet ediyorlardı.
-Birisi: "Ya ben biraz bunaldım galiba dedi. Geçenlerde kapı çaldı, açtım baktım bir kadın. Misafir geldi diye düşündüm, buyur ettim oturttum, hal hatır sordum."
-Kadın: Yahu, bey sen iyice bunadım her halde ben senin kırk yıllık karınım demez mi.
-Öteki:"Oda bir şeymi, ben geçenlerde ben merdivenlerin tam orta yerine gelmiştim, birden durdum düşünmeye başladım. Yahu, ben yukarımı çıkıyordum, aşağımı iniyordum.Bir türlü bulamadım.
-Üçüncüsü yahu sizlerde iyice bunamışsınız Allah'a şükür bende hiç öyle bunama belirtileri yok demiş. Bunu söylerken de sağ elinin iki parmağı ile sağ kulak memesini çekiştirip, tahtaya vurmuş...
Tak tak tak, adından, yine kendisi KİMOOO?! diye bağırmış.
Bilet
Bir gün belediye otobüsündeyim, durakta teyzenin biri bindi, şoföre;"evladım acelem var ama biletim yok" dedi. Şoför ;"bin teyzecim, sonraki duraktan alırsın, ama önce bir de yolculara sor" dedi. Bunun üstüne teyze yolculara dönüp; "Pardon, bir sonraki duraktan bilet alabilir miyim?" diye sordu...
Kibrit
Efendi sorar: - Kibrit ısmarlamıştım. Aldın mı? - Aldım efendim. - Şimdi taklit kibritler çoğaldı. Çakıyorsun çakıyorsun ateş almıyor. Dikkat etseydin de taklidi olmasaydı. - Hayır değil efendim. - Nasıl anladın? - Birer birer yakıp kontrol ettim!
Bu Daha Pahalı
Müşteri huysuzlandı: - Garson bey! Bu etle, kaldırım taşı arasında ne fark var söyler misin? Garson hemen söyledi: - Tabii söylerim efendim. Bu daha pahalıdır.
Dilenci
Adam, köşe başındaki dilenciye para verirken gönlünü de almak istedi:
-Ayagin topal ama şükret,ya kör olsaydın?
-Körlüğü de denedim be abi ,is yok! Yüzlük diye ellilikleri yutturuyorlar...
K.2. Diğer Fıkralar
Konser
Ünlü bir sopranonun konserine giden baba oğul ilgiyle konseri dinliyorlardı. Bir ara çocuk merakla babasına sordu:
"Baba, öndeki amca elindeki sopayla niye kadını korkutuyor ?" Baba;
"Korkutmuyor oğlum, yönetiyor!"
"Eee, peki o zaman kadın niye avaz avaz bağırıyor "
Sabah Kalkmaz
Ressam olan iki arkadaş, sergide bir tabloyu seyrediyordu. Biri:
-Şuna bak, dedi, güneşin doğuşunu ne güzel canlandırmış.
Öbürü düzeltti:
-İmkânı yok, mutlaka güneşin batışıdır.
-Belki öyledir. Ama nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun?
-Ressamı tanırım, sabahları onbirden önce kalkmaz.
Eltime Gidiyorum
Yeni ilçe olan bir köye trafik ışıkları yeni konmuş, ışıkların altında bir polis bekliyor ve halkın ışıklara uymasını sağlamaya yani bir çeşit trafik eğitimi vermeye çalışıyormuş.
O sırada, bakmış ki; bir kadın, elinde tuttuğu çocuğuyla, kırmızı yanarken karşıya geçiyor. Hemen seslenmiş :
-Hanım, hanım! Nereye?
Kadın dönüp :
-Sana ne? Eltimgile gidiyom.
Muz
Diyarbakır tren garından İstanbul'a gelmek için yola çıkmıştı Haso ile Reşo. Trende birlikte yolculuk yaptıkları bir yolcuyu muz yerken gördüklerinde, muzun ne menem bir şey olduğunu merak ettiler. Trenin durduğu ilk istasyonda birer muz satın aldılar. Tedbir olsun diye Reşo : -Haso, sen yemeyesen ben yiyeceğim bana bir şey olursa sen yardımcı olacaksın, der. Reşo muzu ısırır ısırmaz tren tünele girer. Reşo bağırır : -Ula Haso sakın yemeyesen, ben yemişem, kör olmuşam!
Kötü Haber
Doktor hastasını telefonla arar ve hastasına bir kötü birde çok kötü haberi olduğunu söyler. Daha sonrada ilk önce hangisini söylememi istersiniz diye sorar. Hasta ilk önce kötü haberi duymak istediğini söyler. Doktor hastaya "Tahlillerinizi aldım ve ne yazık ki 24 saat ömrünüz kaldı." der. Hasta yıkılmıştır. Doktora sorar "Daha kötü haber ne olabilir ki ?"
Doktor "Dünden beri sizi arıyorum ama telefonunuzu daha yeni düşürebildim."
Pahalı Ev
Koca: "Müjde karıcığım, hani daha pahalı bir evde oturalım diyordun ya, en sonunda istediğin oldu...." dedi. Kadın: "Taşınıyor muyuz?" diye sevinçle sorunca, kocası : "Yok canım, ev sahibi kirayı arttırdı da".
K.3. Diğer Fıkralar
Yedekler
Öğretmen futboldan , toptan başka bir şey düşünmeyen bir öğrenciyi tahtaya kaldırdı. Aslında uzun süredir onu sözlü yapmayı düşünüyordu ve bunu bugün yapabilmişti...
- Bana adları harfleri N ile başlayan iki ünlü söyle bakayım?
-Fenerbahçeli Niyazi ve Beşiktaşlı Nurset.
Öğretmen güldü:
- Bende Napolyan ile Neron diyeceksin sanmıştım.
- Onları tanımıyorum öğretmenim, herhalde yedek oyuncular...
Rüya
Kadın uyanır uyanmaz kocasına rüyasını anlatır:
- Efendi, rüyamda beni bir kuyumcuya götürüp altınlarla donattın. Çok meraklandım, manası ne olabilir?..
Adam tebessüm ederek cevap verir:
- Sabret akşama öğrenirsin!
Akşam kocasının elinde paketle geldiğini gören kadın sorar:
- Tahmin ettiğim şey var değil mi?
- Tabii, 'Geniş Açıklamalı Rüya Tabirleri Kitabı ' aldım...
Kitap
Ömer bey heyecanla anlatıyordu. On yıl evvel rekor seviyede kitap satan Behçet bey, ikinci kitabını piyasaya sürecekmiş. Zannedersem bu da ilgi çekici olacak...' Dinleyenlerden biri sordu: - Öncesi kitabının adı neydi? - "Vergiden Kurtulmanın Altın Yolları" - Hım çok enteresan. Peki ikincisinin adı ne?
- "Cezaevinde on yıl"
Yardım
Oymakbeyi, izci adaylarını karşısına toplamış, onlara izciliğin ilkelerini anlatmaya çalışıyordu :
-Bakın çocuklar, dedi.Bir izci, her gün, hiç olmazsa bir kez birine yardımcı olmalıdır.Hastalara...Yaşlılara...Muhtaçlara...Her sabah okula geldiğiniz zaman size birgün önce nasıl bir iyilik yaptığınızı soracağım.Tamam mı?
Ertesi sabah Oymakbeyi çocukları toplayıp sordu :
-Söyleyin bakalım...Dün ne gibi bir iyilik yaptınız?
Bütün çocuklar, hep bir ağızdan :
-Yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım ettik efendim.
Adamcağız şaşırdı :
-Hepiniz mi?
-Evet efendim, hepimiz birden.
-Neden?
Çocuklardan biri cevap verdi :
-Kadın karşıdan karşıya geçmek istemiyordu, ondan efendim!
Saat Kaç
Acemi boksör daha ilk rauntta yediği yumrukla ringe serilince, hakem saymaya başlamış: - Bir... İki... Üç... Tam o sırada antrenörü boksöre yaklaşıp, kulağına fısıldamış: - İyice dinlen, sekizden önce kalkma... Genç boksör güçlükle mırıldanmış: - Peki şimdi saat kaç!
K.4. Diğer Fıkralar
Şoför Papa
Bir gün Papa makam arabasıyla giderken canı çok sıkılır ve şoförüne yer değiştirmeyi önerir. Bunlar yer değiştirir ve Papa hız yapar. Gaza basar da basar ve en sonunda bir polis arabası tarafından çevrilir. Memur papayı görünce şaşırır ve amirine başvurur. Amirle aralarında şu konuşma geçer: Memur- Amirim, burada çok önemli biri var hız yapıyordu ceza yazacak mıyım? Amir- Yazacaksın tabii, kaymakam da olsa vali de olsa ceza yazacaksın. Memur- Hayır amirim daha da önemli! Amir- Devlet bakanı da, Başbakan olsa da yazacaksın. Memur- Hayır amirim hayır daha da önemli! Amir- Bill Clinton da olsa yazacaksın!!! Memur- Hayır amirim daha da önemli! Amir- Eee, kim bu daha da önemli daha da önemli diyip durduğun? Memur- Valla amirim kim olduğunu ben de bilmiyorum ama şoförü papa!!!
Sınav
4 tane üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin patladığını söylerler. Hoca önce inanmaz, ama öğrencilerinin yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler. Sınav günü gelince hoca, 4 öğrencinin hepsini boş bir salonun ayrı ayrı
köşelerine oturtur. Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes
sınavı geçebilir. Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10'ar puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır. Bunları kolayca çözerler. Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır: "Hangi lastik patladı?"
Hangi Okulda
Okuldan eve mutlu dönen yaramaz öğrenciye annesi sordu:
- Bugün okulda ne yaptınız?
- Patlayıcı madde imal ettik...
- Peki yarın ne yapacaksınız okulda?
- Hangi okulda?...
Dadaş
Erzurum'dan hareket eden şehirlerarası yolcu otobüsü bir benzin istasyonunda mola vermiş. Erzurumlu, çayını içmiş, otobüse dönerken bakmış, aynı yere üç otobüs daha yanaşmış. "Acaba benim otobüsüm hangisiydi" diye düşünürken, araçlardan biri hareket etmez mi? Kendisini can havliyle hareket eden otobüse atan Erzurumlu, yolculara seslenmiş:
- Ula dadaşlar! Hele bakın, ben bu otobüsün yolcusu mıyam?
İnsan İsrafı
Gazetede, her tarafta devam eden savaşları ve bu savaşlarda ölen binlerce insanın haberini okuyan yaşlı yamyam, yanındaki genç yamyama sordu:
- Bu kadar insanı nasıl yiyecekler?
Genç cevapladı:
- Avrupalılar, öldürdükleri insanların etlerini yemezler.
- Ya ne yaparlar?
- Ya ormana atarlar, ya da toprağa gömerler.
Buna akıl erdiremeyen yaşlı yamyam başını salladı:
- Allah Allah! Bu Avrupalılar ne vahşi, ne barbar insanlarmış!... Demek boşuna insan öldürüyorlar...
K.5. Diğer Fıkralar
Elimi Al
Mahallenin cimri adamı, çaya düşmüş. Başlamış çırpınmaya. Hemen koşup köylüler. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış. Tam göz göre göre boğuluyormuş ki !Hoca seslenmiş: - Yahu! o vermeyi bilmez. "Elimi al " diye bağırsanıza.
Ziyan Olmasın
Cimrinin biri, bir gece hastalanır. Hekim getirirler. Hekim hastayı muayene ettikten sonra
"Artık bundan ümit yok" deyince hasta başını kaldırır ve yanındakilere der ki:
"Öyleyse mumu söndürünüz. Ziyan olmasın! "
Fikralar
Ateist ve Ayi
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve gördüğü güzelliklere bakıyormuş
_Evrim ne güzellikler yaratıyor diye düşünüp mest oluyormuş.
Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamayabaşlamış.
Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış. Ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış tam vurmaya hazırlanırken adam; "Tanrım" diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş ayı donmuş. Ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman
kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın üzerine parlamış.
Çok derinden gelen ilahi bir ses adama "yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın. Sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun?Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş.
Adam utanç içinde, "biliyorum, bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz" demiş.
Ses;"peki" diyerek karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar akmaya başlamış, herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş.Sonra iki pençesini de göğe doğru çevirmiş ve konuşmaya başlamış.
_"Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere"
AVRUPA BiRLiGI
Yıl 2050. AB Komisyonu Başkanı odasında otururken, yardımcısı içeriye
heyecanla girer:
-Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB'ye alacak
mıyız?
AB Başkanı:
-Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak,
Türkçe'yi yasaklıyorum.
-Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?
-O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.
-Aman efendim, onu yemeyi 2005'te bıraktılar.
-Ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın.
-Ooooo. Beyefendi.Onu çoktan bıraktılar.
AB Başkanı düşünüp taşınmış ve;
-DAĞITIN O ZAMAN AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ...
KÖPRU KURUN
Bir zamanlar, birbirine bitisik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardes
vardi.Günlerden birgün bu iki kardes arasinda bir anlasmazlik basgösterdi.
Iki kardes arasinda o zamana degin ilk kez görülen anlasmazlik, giderek
büyüdü ve kardesler arasinda ayriliga neden oldu.Iki kardes, birbirlerine
yalnizca küsmekle kalmadilar, yillardir ortaklasa kullandiklari tarim
makinelerine degin sahip olduklari tüm araç gereçlerini ve mal varliklarini
da ayirdilar. Küçük bir yanlis anlama sonucu baslayan anlasmazligi izleyen
ayrilik,giderek büyüyen bir uçuruma dönüstü ve en sonunda yerini karsilikli
kullanilan hos olmayan sözlere birakti.Bunun arkasindan da beklenenler oldu
ve kardesler arasinda önce siddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir
sessizlik yasanmaya basladi.Bir sabah, bu iki kardesten büyügünün kapisina
bir usta geldi.Elinde büyük bir marangoz çantasi vardi.Ev sahibinden geçici
bir is istedi:Yapilacak ufak tefek bir isiniz varsa, size yardimci olmak
isterim,dedi.Elimden hemen her is gelir. Birkaç gün çalisirim, isi
bitiririm.Büyük kardesin aklina o an bir "is" geldi.-Evet, sana göre bir
isim var` dedi ve küçük kardesinin çiftligini isaret etti.-Su derenin
karsisindaki çiftlik, komsumundur. Daha dogrusu,benim küçük kardesime aittir
o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftligimle onun çiftligi arasinda bir
otlak vardi.Sonra o, buldozeriyle oraya irmak bendi
yapti ve simdi aramizda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayiran
bir dere var.Is isteyen adam, büyük kardesin söylediklerini dikkatle
dinledikten sonra sordu: -Benden ne yapmami istiyorsunuz? dedi.Büyük kardes
önce kuskusunu, sonra da kararini açikladi:-Kardesim bunu, bana aci vermek
için yapmis olabilir,dedi.-Fakat simdi ben, onun yaptigindan daha büyük bir
sey yapacagim.Bunlari söyledikten sonra adami aldi, ahirlarin oldugu yere
götürdü ve duvarin dibinde yigili duran kütükleri gösterdi: -Senden, bu
kütükleri kullanarak,iki çiftlik arasinda üç metre yükseklikte bir çit
yapmani istiyorum , dedi.-Kaç gün çalisirsan çalis, nasil yaparsan yap ama
bana öyle bir çit yap ki,gözlerim kardesimin çiftligini artik görmek zorunda
kalmasin.Is arayan usta, basini salladi:-Sanirim durumu anladim, efendim,
dedi.-Simdi bana çivilerin, kazma küregin yerini gösterin ki hemen isime
baslayayim.Büyük kardes ustaya kazma, küregin ve çivilerin oldugu yeri
gösterdikten sonra, alisveris yapmak için kasabaya gitti. Usta ise, tüm gün
boyunca ölçerek, keserek,çivileyerek sikı bir biçimde çalismaya
koyuldu.Aksam günes batarken o isini bitirmis, çiftlik sahibi büyük kardes
ise alisverisini tamamlamis, kasabadan dönüyordu. Çiftlige gelir gelmez
ustanin yaptiklarina bakti ve saskinliktan gözleri, yuvalarindan
firlayacakmis gibi açildi. Karsisinda, yapilmasini istedigi çit yoktu
ama,derenin bir yakasindan öteki yakasina uzanan görkemli bir köprü vardi.
Biri kendi çiftliginin topragina,öteki küçük kardesinin çiftliginin
topragina oturtulmus saglam iki ayak üzerinde,yanlarindaki korkuluklarina
varincaya dek tüm
ayrintilariyla yapilmis ve tam anlamiyla "ustaisi" denilecek kusursuzlukta
bir köprü uzaniyordu.Büyük kardes, hâlâ geçmeyen saskinligiyla bu köprüyü
seyrederken,karsidan birinin geldigini gördü. Dikkatle baktiginda gelen
kisinin, komsusu, yani küçük kardesi oldugunu anladi.Kardesi, kollarini iki
yana açmis olarak köprünün karsi ucundan kendisine dogru yürüyordu.-Benim
sana karsi yaptigim bunca haksizliga ve söyledigim bunca kötü sözlere karsin
sen, bu köprüyü yaptirarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan oldugunu
gösterdin,dedi agabeyine.-Simdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarini
açarak bana gel...Köprünün iki ucundan ortaya dogru yürüyen
kardesler,köprünün ortasinda bir araya geldiler ve özlemle kucaklastilar.
Büyük kardes bir ara arkasina baktiginda,çantasini toplayip, oradan
ayrilmakta olan ustayi gördü.
-Gitme, dur, bekle, diye seslendi ona.
-Sana yaptiracagim birkaç is daha var, çiftligimde...
Usta gülümsedi;-Ben buradaki isimi tamamladim, gitmem gerek, dedi ve
ekledi:-Yapmam gereken daha çok köprü var. Köprüleri kurabilecek gücünüz
hiç eksik olmasin,Köprüleri kurduktan sonra da, yikilmamasi için sık sık
bakimini yapin, yani sevdiklerinize zaman ayirin, o köprü yoluyla sık sık
gönüllerini ziyaret edin………….
Kadın Beyni ve Erkek Beyni Arasındaki Fiyat Farkı
Agir bir hasta hastahanede. Tüm ailesi bekleme odasinda doktorlardan haber
bekliyor.Yorgun ve umutsuz bakisli bir doktor çikiyor "Tek yasam sansi var
oda beyin nakli. Böyle bir ameliyati ilk olarak deneyecegiz, tabi masraflar
hastanin ailesine ait."
Aile, saskin, yorgun, çaresiz... Aralarindan biri "Peki ama fiat nedir diyor
?" Degisir diyor cerrah. 5000 Euro erkek beyni kullanirsak, 200 euro kadin
beyni kullanirsak. Uzun bir sessizlik çöker. Beyler gülmemeye çalisirlar.
Hanimlarla gözgöze gelmekten kaçarlar.Ama aralarindan biri merakini yenemez,
peki doktor bu fiat farkinin nedeni nedir diye sorar. Cerrah gülümser. "Eh
tabi, ayni arabalar gibi.kadin beyinleri ucuz oluyorr akillarini çok
kullandiklari için. Kullanilmis akil, kullanilmis beyin. Erkek beyni hiç
kullanilmamis sifir km araba gibi pahali oluyor."
ZEKI BIR KADINA ILETMEYI UNUTMAYIN 
Hikâyenin ortasinda gülümseyen beyleree selâm..
Hikâyenin sonunda gülümseyen kizlarada selamlar.
PUSULADAKİ NOT
Kocadere köyünde büyük bi sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı , kimi
> >>Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda
> >>yaralı getiriliyor...
> >>
> >> Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça
> >>ağırdır.Zor nefes alıp vermektedir.Alçalıp yükselen göğsünü biraz
> >>daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır.Nefes alıp >>vermesi
>oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür
> >>dudaklarından.
> >> "Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma
> >>ulaştırın..."
> >>
> >> Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
> >>
> >> "Ben...Ben köylüm Lapseki'li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç
>
> >>aldıydım...Kendisini göremedim.Belki ölürüm.Ölürsem söyleyin
> >>hakkını helal etsin"
> >>
> >> "Sen merak
> >> etme evladım" der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını
> >>eliyle okşar.
> >>
> >> Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözüde >>"söyleyin
>hakkını helal etsin" olur...
> >>
> >> Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.
> >>Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor.
> >>Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana
> >>ulaştırılıyor.
> >>İşte yine bir künye ve yine bir pusula.Komutan göz yaşlarını
> >>silmeye daha fırsat bulamamıştır.Pusulayı açar, hıçkırarak okur
>ve
> >>olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne
> >>titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz...
> >>
> >>
> >> >PUSULADAKİ NOT:
> >>
> >>
> >> "Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim.
> >>Kendisi beni göremedi.Biraz sonra taarruza kalkacağız.Belki ben
> >>dönemem.Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim."
> >>
> >> >Siz bu olayın neresindesiniz?
> >>
> >>
> >>
> >> Türklük davası güdüp de ecdadın ayaklarındaki toz olamayanların,
> >>vatan millet sevdasında! olup ülkeyi yiyip-bitirenlerin ve yetim
> >>hakkına bile göz dikip;
> >>
> >> haksızca hak iddia edenlere nedememiz gerekir arkadaşlar?
Bazı kızlar neden evde kalır..
Kadınların gidip kendilerine erkek (koca) secebilecekleri bir erkek dukkanı
(magazası) acılmıstır. Magaza 5 katlıdır ve her kat cıkıldıkca, erkeklerin
nitelikleri de yukselmektedir.
Magazada sadece tek bir kural gecerlidir: herhangi bir katın kapısından
iceri giren kadın, o kattan alıs-veris etmek zorundadır ve eger bir ust kata
cıkmak isterse, tekrar asagı katlara inemez.
Bir gun bir grup kız arkadas, kendilerine erkek secmek icin magazaya gider.
Ve....
1. KAT: Kapıda sunlar yazılıdır: "Bu kattaki erkeklerin calısacak bir isleri
var ve cocukları da severler". Kızlar yazılanları okur ve soyle derler: "Eh,
hic yoktan iyidir ama bir de ust kata bakalım".
2. KAT: kapıda yazılanlar: "Buradaki erkeklerin iyi bir isleri var,
cocukları severler ve son derece yakısıklıdırlar." Kızlar: "Hmmm, hic fena
degil ama acaba bir ust katta ne var ?"
3. KAT : "Buradaki erkeklerin cok iyi birer isleri var, cocukları severler,
son derece yakısıklıdırlar ve ev islerine de yardım ederler". Kızlar: "Aman
Tanrım, cok etkileyici ama yukarıda baska katlar da var."
4. KAT : "Buradaki erkeklerin isleri cok iyi, cocukları cok severler, gayet
yakısıklı olup, ev islerine yardım ederler ve ayrıca son derece
romantiktirler". Kızlar cıglık atmaya baslarlar: "Inanılmaz, bir ust katta
bizi neyin bekledigini bir dusunun!" Ve bir kat daha cıkarlar...
5. KAT: sunlar yazmaktadır: "Bu kat bostur ve sadece, kadınları memnun
etmenin mumkun olmadıgını kanıtlamak icin konmustur. Cıkıs soldadır; umarız
inerken merdivenlerden yuvarlanırsınız
Hayatın anlamı
Adamın biri hayatın anlamını arıyordu.Dünyada dolaşmadığı yer sormadığı
kimse kalmadı ama bir türlü tatmin olamıyordu.Yolda bir adamla karşılaştı
ona da sordu ama yine tatmin olamadı.Adam;şu karşı dağların ardında bir
bilgenin yaşadığını ve birde ona sormasını söyledi.Adam bilgenin yanına
gitti.Bilgem dedi ben hayatın anlamını arıyorum bana yardımcı olurmusun
.Bilge gülümsedi ve adamın eline bir çay kaşığı verdi içini zeytin yağı ile
doldurdu.Bunu al ve bahçemin etrafında turla yağı dökmeden geri getir
dedi.Adam bütün bahçeyi yağa bakarak turladı bilgenin yanına gitti.Bilgem
dökmeden getirdim dedi.Bilge peki etrafta ne gördün dedi .Adam hiçbirşey
dedi.Bilge olmaz diye cevap verdi.Git birdaha dolaş ama etrafına bakarak
turla.Adam dolaşırken bilgenin harika bir bahçesi olduğunu farketti.Hiç
görmediği güzellikte çiçekler,ağaçlar vardı.Hayranlıkla etrafına bakarken
kaşıktaki yağı döktü.Bilgem dedi ne kadar harika bir bahçen varmış çok
etkilendim fakat ben etrafa bakarken yağı döktüm dedi.Bilge gülümsedi'İŞTE
HAYATIN ANLAMI' budur dedi.
Fare Öyküsü-İbretlik!!!!
FARE ÖYKÜSÜ
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi
ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.
Kendi kendine:
İçinde hangi yiyecek var acaba ?” diye
düşündü.
Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu
anladığında yıkılmıştı
“Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!”
diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve
bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:
“Zavallı farecik...Bu senin sorunun benim değil.
Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın” dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla
domuzun yanına koştu ve,
“Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı
var!” diye adeta çırpındı.
Domuz anlayışla karşıladı ama,
“Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka
yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol”
dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve ,
“Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı
var!” dedi.
İnek ;
Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni
ilgilendirmiyor.” dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü.
Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda
olduğunu
anladı.
O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik
farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden
bir
ses duyuldu.Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanınından
geliyordu.
Çiftçinin karısı, ne yakalandığını
görmek için
yatağından fırladı ve mutfağa koştu.
Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun
kısıldığını fark edememişti.
Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden
çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor,
zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının
ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde
kıvranıp duruyordu.
Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu
herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.
Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine
geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler.
Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu
kesti.
Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli
ki çok zehirliydi.
Birkaç gün
sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü.
Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et
sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.
Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki
deliğinden izledi.
Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike
ile karşı karşıya ise tehlike bir gün hepimiz içindir unutmayalım
Suaygırı ve dev kaplumbağın gerçek hikayesi ...
Suaygırı ve dev kaplumbağın gerçek hikayesi ...
""Hayatın büyük bir kısmı asla açıklanamaz, ancak yaşananlara şahit
olunur."
(Rachel Naomi Remen)
Resmi kaynakların bildirdiğine göre, Tsunami dalgaları ile Kenya
kıyılarına getirilen ve yaşayabilen bir bebek suaygırı, bir hayvan
barınağında yaşamakta olan dev bir yüzyıllık kaplumbağ ile kuvvetli bir
arkadaşlık ağı kurdu.
300 kilogramlık Suaygırı bebeği, Sabaki nehri ile Hint okyanusuna, ordan
da Tsunami dalgaları ile 26 Aralık 2004'de Kenya kıyılarına sürüklendi ve
burda korucular tarafından kurtarıldı.
"İnanılmaz. Bir yaşından küçük bir suaygırı yüzyıllık bir erkek kaplumbağ
tarafından evlat edinildi. Kaplumbağ da "anne" olmaktan mutlu gibi
görünüyor." diyor LafargePark'ın sorumlusu Paula Kahumbu.
"Sürüklenip, annesini kaybedince, suaygırı sarsıntı geçirmişti. Annesinin
yerini tutabilecek birini aramaya başladı. Büyük bir şans eseri kaplumbağ
ile karşılaştı, artık birlikte yüzüyorlar, yiyorlar ve uyuyorlar. Suaygırı
kaplumbğı aynı annesini takip ettiği gibi takip etmekte. Birisi de
kaplumbağa saldırmaya kalkıştığında, suaygırı saldırganlaşıyor, sanki öz
annesini koruyormuş gibi.
Suaygırı daha küçük bir bebek ve küçük bir yaşta yalnız kaldı. Doğal
olarak suaygırları çok sosyal hayvanlardır ve genelde anneleriyle birlikte
4 yıl kalırlar.
Bu gerçek bir hikayedir ve bize, biribirimize ihtiyaç duyduğumuzda
farklılıkların önemli olmadığını göstermekte. Hepimiz bu iki canlıdan bir
şey öğrenebiliriz. Farklılıkların ötesine bakın ve aynı yolda birlikte yol
almanın yöntemlerini araştırın.
ÖĞRENDİM....
İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim.
Yapabileceğim tek şey sevilebilecek biri olmak.
Gerisi onlara kalmış...
İnsanları ne kadar düşünürsen düşün.
Onların seni ne kadar düşünmediklerini öğrendim.
Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini,
Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.
Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil,
Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.
İnsanın ancak 15 dakika çekici olabileceğini,
Ondan sonra alışıldığını öğrendim.
Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil,
Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim.
İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim.
Ne kadar ince kesersen kes,
Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim.
Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini,
Belki bu defa onları son görüşün olabileceğini öğrendim.
Her ne kadar onu çok düşünsen de,
Yine de gidebileceğini öğrendim.
Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun,
Yapanlar olduğunu öğrendim.
İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini,
Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim.
Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam gerektiğini
öğrendim.
Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın aramızda uzak mesafeler olsa bile
büyüdüğünü öğrendim.
Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi,
Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.
Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini,
Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.
Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.
Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.
Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun,
Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim.
Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini,
Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.
İki kişinin tartışmasının,
Birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim.
Ve tartışmadıkları zamanda sevdikleri anlamına gelmediğini.
Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.
İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile
Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim.
Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen
kişilerin,
Sonuçları önemsemediklerini öğrendim.
Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin,
Hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.
Verebileceğin bir şeyin kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında,
Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.
Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim.
En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştıklarını öğrendim.
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin,
Çok zor olduğunu öğrendim.
Sevmeyi ve sevilmeyi öğrendim...
ÖĞRENDİM....
ÖMER B. WASHİNGTON
__________________
BANA OKUDUĞUM EN GÜZEL KİTAP HANGİSİ DİYE SORARSANIZ SÖYLİYEYEM: ANNEMDİR
3lü filtre testi
Sokrates, saygıdeğer bir düşünür olarak Eski Yunan’da hatırı sayılır bir ün
yapmıştı. Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki:
“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”
“Bir dakika bekle.” diye cevap verdi Sokrates: “Bana bir şey söylemeden
evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 3’lü Filtre Testi
deniyor.”
“Üçlü Filtre mi?”
“Doğru” diye devam etti Sokrates;
“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup;
söyleyeceğini gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir. Bu, ona üç filtre
testi dememin sebebi. Birinci filtre Gerçek Filtresi. Bana birazdan
söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”
“Hayır” dedi adam, “Aslında bunu sadece duydum ve...”
“Tamam” dedi Sokrates;
“Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi 2.
filtreyi deneyelim, İyilik Filtresi’ni. Arkadaşım hakkında bana söylemek
üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”
“Hayır, tam tersi” dedi adam.
“Öyleyse” diye devam etti Sokrates; “Onun hakkında bana kötü bir şey
söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de
testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı: Yararlılık Filtresi.
Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?”
“Hayır gerçekten yaramaz.” dedi adam.
“İyi” diye tamamladı Sokrates. “Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse,
iyi değilse ve işe yarar bir şey değilse bana niye söylüyorsun ki?”
(Hiç kimse hakkında başı boş konuşup boşuna günaha girmememiz, gıybet edilen
ortamlarda da bulunmamamız gerekiyor.)
------Adam trafikte 'alçaktan uçarak' giderken polise yakalanır... kenara çeker
arabadan iner:
- Buyrun Memur Bey!
- Beyefendi aşırı hız yaptığınız için sizi durdurmak zorundayım, ehliyetiniz
lütfen?
- Ehliyetim yok, son yaptığım kazada ehliyetime el koydular Memur Bey.
- Peki aracınızın ruhsatını görebilir miyim?
- Araba benim diil Memur Bey çaldım ben bu arabayı.
- Anlamadım nasıl yani, siz bu arabayı çaldınız, öyle mi???
- Evet Memur Bey, aa durun bi dakka torpido gözünde ruhsat olucaktı,
silahımı oraya koyarken ruhsat gibi bişi gördüm galiba....
Polis iyice şaşırır:
- Torpido gözünde silah mı var?!?!?!!?!?!?
- Evet Memur Bey, bu arabanın sahibi kadını vurduktan sonra cesedi bagaja
koydum silahı da torpido gözüne koydum...
- Bİ DE BAGAJDA CESET Mİ VAR?!?!?!!?!?!?!?!?!?!
- Evet Memur Bey...
Trafik polisi bunu duyar duymaz amirini arar, arabanın etrafı bir anda
polislerle dolar ve adamı sorguya alırlar.... Ekipler amiri adamın
ehliyetini ister, adam ehliyetini çıkarır ki ehliyet geçerli temiz hiçbir
anormallik yok.. Bunun üzerine adamın ruhsatını ister, adam çıkartır ruhsatı
da verir, ekipler amiri yine bakar ki araba adama ait.. Derken adamdan
torpido gözünü açmasını ister, adam açınca ortaya çıkar ki orada da silah
falan yok... Ekipler amiri bir de bagaja bakmak ister adam bagajı açar orada
da ne ceset ne bişi yok.. Bunun üzerine ekipler amiri 'Çok garip' der....
'Sizi durduran memurun anlattığına göre bu arabanın bi kadına ait olduğunu
söylemişsiniz, kadını öldürüp cesedi bagaja, silahı da torpido gözüne
koymuşsunuz...'
Adam güler:
'İnanamıyorum... O şimdi benim için 'aşırı hızlı gidiyordu' da demiştir....'
---Hadi oğlum,uyan artık.Okula geç kalacaksın.
Oğlu,yarı açık gözlerle annesine baktı ve uykulu bir sesle:
-Fakat anne,bugün okula gitmek istemiyorum dedi.
Anne oğlunun isteğine karşı çıktı.
-Okula neden gitmek istemiyorsun bakalım? dedi.
-İki ciddi neden söyle bana.
Oğlu bir yandan esnerken ,bir yandan da annesinin sorusunu yanıtladı.
-Okuldaki tüm öğretmenler benden nefret ediyorlar,bir...
-Tüm öğrenciler de benden nefret ediyorlar ,iki..
Bu iki ciddi nedenim yeterli mi, anne?
Annesi oğlunun nedenlerini geçerli bulmadı.
-Bunlar okula gitmemen için neden olamaz dedi.
-Şimdi hemen kalk ve çabuk hazırlan.
Bu kez oğlu iki ciddi neden göstermesini istedi annesinden.
-Sende bana okula kesinlikle gitmemi gerektirecek iki ciddi neden
gösterebilirmisin, anne? dedi.
Sabrı tükenme noktasına gelen anne ,oğlunun üstündeki yorganı hızla çekti ve
oğlunun istediği iki ciddi nedeni açıkladı.
-Birinci ciddi neden ,52 yaşında koskaca adamsın..
-İkinci ciddi neden ise, sen okulun dekanısın.
İyilik Meleği
--------------------------------------------------------------------------------
Adamın biri, Ankara'ya gitmek için tam uçağın merdivenlerini çıkarken
kulağına bir ses gelmiş;
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.İkinci
uçağı beklerken, görevlilerin kendi aralarında yaptığı konuşmayı duymuş.
-TK 745 sefer sayılı, 8,30 uçağı düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa'ya, hızlı trene bilet almış, tam binecek,aynı ses
kulağında:
-Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, televizyonu
açınca tüyleri ürpermiş. Spiker;
-Ankara’ya gitmekte olan hızlı tren Adapazarı'nda raydan çıktı 21 ölü, 13
ağır olmak üzere 89 yaralı yakın hastanelere kaldırılmıştır!
Allah’ına şükretmiş. Gece evden çıkmış, saat 24 otobüsüne bilet almış, tam
binerken yine o ses;
-Freni patlayacak, binme!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış;
-Sen kimsin yaaaa?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış;
-Ulan evlenirken neredeydin??
Dip not: İYİLİK MELEKLERİ BÜYÜK KAZALARA KARIŞMAZ !!!
)))
Ne Balı Şekeri...
--------------------------------------------------------------------------------
Ahmet Bey 97 sinde. Hüseyin Bey ise 92 sine erişmiş.
Yıllardır dostlukları devam etmekte. Bir gün Ahmet Bey Hüseyin Beyin evinde
yemeğe davet edilmiş.
Dikkatini çekmiş, Hüseyin Bey karısına hitap ederken "Gülüm",
"hayatim", "balım", "tatlım', "şekerim", "sevgilim", "ruhum", gibi
laflar kullanıyor.
Bir ara karısı mutfaktayken yine, "birtanem, nerelerdesin, yemeğin
soğuyacak" demiş. Ahmet Bey dayanamamış. "Yahu dikkat ediyorum,
karına ne iltifatlı laflar ediyorsun. ballar,şekerler... Bunca seneden
sonra olacak şey değil, bravo sana" demiş. Hüseyin Bey şöyle bir arkasını
dönüp
karısının hala mutfakta olduğunu tespit ettikten sonra, " sorma birader"
demiş.
"Ne balı şekeri... 10 yıl oluyor bizim hatunun adını unuttum. Bir türlü
çıkaramıyorum."
Hazır cevap ihtiyar
--------------------------------------------------------------------------------
Bu hikaye trakyada geçmis gerçek bir olay;
Yasli bir amca, eseginin üzerinde karayolunda seyretmektedir.Bunu gören
trafik polisleri, amcaya takilmak isterler ve durdururlar.
Polis: Be amca, necin dakman golani? (Golan: Emniyet kemeri.)
Amca: Dakmam be iste!
Polis: E bak gördün mu, simdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalim ne keseceysan da gidecem, acele isim var.
Polis: Peki amca, cezayi sana mi yazalim yogsam esege mi?
Amca: 
Polis: Yani cezayi sana yazarsak bes milyon ödeycen, esege üç milyon
ödeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis: Neden sana keseyon amca?
Amca: Onun sicili temiz ossun, polis yapcez onu!
Ne Benzetme Ama ..
Çay'ı Çok Sevdiğimi Söyleyince, Yaşlı Bir Teyze Anlattı Geçenlerde...
Bak Hocam Diye Başladı Söze:
Çayın Alt Demliği Evdeki Kaynanadır ; Devamlı Kaynar Durur.. .
Üst Demlik Evdeki Gelindir;Alt Demlik Kaynadıkça O Olgunlaşır,Demlenir...
Gelinin Kocası İse Bardaktır ;Biraz Kaynana Doldurur Onu Biraz Da Gelin...
Çocuklar Çayın Şekeridir ; Tat Verir...
Görümce İse Çay Kaşığıdır ; Arada Bir Gelir Ve Karıştırır Gider...
Kaynataya Gelince; O Da Bardak Altıdır; Dökülenleri Bir Araya Toplar..! .
Çay Deyip Te Geçmemek Lazım Demek Ki ...
Durmak Lazım
Süleyman Katar
-